Üyelerimiz görüşlerini önceden onay
olmadan anında yazabilmektedir, bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü
sorumluluk yazan kullanıcılara aittir, (Bütün kullanıcıların IP adresleri
tutulmaktadır) misafir.net yöneticileri itina ile icerik kontrolleri
yapmaktadır, yine de misafir.net'te yasalara aykırı unsurlar bulursanız MSN: Private@misafir.net
adresinden bizlere ulaşabilirsiniz, gereği yapılacaktır.
Katagorisinde ve Temel Dini Bilgiler Forumunda Bulunan İslam'da toplum düzeni Konusunu Görüntülemektesiniz.=>Hayatı ilgilendiren düzenlere "Toplum düzenleri " demek daha doğrudur. Gerçekte bunlar toplumu ilgilendiren düzenlerdir. Bu düzenler, bir arada bulunmalarına veya toplu halde olmalarına bakılmadan belli bir toplumda yaşayan insanlar arasındaki ...
Konuyu içtimai nizam başlığı altında işleyeceğiz İnş.,
İCTİMAİ NİZAM
Bir çok insan, aşırı giderek hayatın bütün nizamlarına "İctimaî Nizam" adını vermektedir. Oysa bu, yanlış bir kullanış biçimidir. Çünkü hayatı ilgilendiren nizamlara "Toplum Nizamları" demek daha doğrudur. Gerçekte bunlar toplumu ilgilendiren nizamlardır. Bu nizamlar, bir arada bulunmalarına veya toplu halde olmalarına bakılmadan belli bir toplumda yaşayan insanlar arasındaki ilişkileri düzenler. Bu nizam ve düzenlerde bir araya gelmeye bakılmaz, yalnızca ilişkilere dikkat edilir. Bundan dolayı ilişki adedi ve çeşidi kadar, düzen ve nizamlar da çeşitli ve farklı olurlar. Bu nizamlar; iktisadi, yönetim, siyasi, eğitim ve öğretim, cezalar, muamelat, mahkeme delilleri ile ilgili nizamları ve diğerlerini kapsamaktadır. Bütün bu sayılanların her birine veya hepsine "İctimaî Nizam" demek mümkün olmadığı gibi uygun da değildir. Buna ilave olarak, "ictimaî" kelimesi nizamın sıfatı durumundadır. Öyleyse bu sistemin, insanların bir arada bulunmalarından kaynaklanan sorunların düzenlenmesini konu edinmesi kaçınılmazdır. Gerçekte ise, erkeğin erkekle, kadının da kadınla bir araya gelmelerinde herhangi bir nizama ihtiyaç yoktur. Çünkü böyle bir birliktelikten bir takım problemler ortaya çıkmayacağı gibi, herhangi bir nizama ihtiyaç gösteren ilişkiler de doğmaz. Ancak; hepsi bir araya gelmemiş olsalar bile, tek bir beldede yaşamalarından dolayı erkeklerin ve kadınların kendi aralarındaki menfaatların düzenlenmesi için bir nizam ve düzen gereklidir. Ancak, bir erkeğin bir kadınla ve bir kadının da bir erkek ile bir araya gelmiş bulunmaları neticesinde bir çok problemler meydana gelir. Bu problemlerin çözülmesi ve düzenlenmesi bir nizamı gerektirdiği gibi, meydana gelen ilişkileri düzenleyen bir nizama da ihtiyaç duyulur ve gerekir. İşte böyle bir birlikteliğe uygulanacak nizama "İctimaî Nizam" denilebilir. Çünkü gerçekte bu nizam, erkekle kadın arasında ictimaî münasebetleri ve bundan kaynaklanan ilişkileri düzenlenmektedir.
İşte bu çerçevedeki ictimaî nizam; kadınla erkek, erkekle kadının ictimaî münasebetlerini ve bir araya gelmelerinden doğan erkek-kadın, kadın-erkek ilişkilerini düzenleyen prensipleri beyan eden bir nizamdır. Bu nizam; onların toplumdaki çıkarlarından daha çok, kadın-erkek ilişkilerinden doğan sorunları konu edinir. Örneğin; kadının erkekle, erkeğin de kadınla ticaret yapması, ictimaî nizamı değil toplum nizamlarını ilgilendirir. Çünkü ticaret iktisadî nizamı ilgilendirir. Erkeğin kadınla bir arada bulunmasını yasaklamak, hangi şart ve zamanda kadının boşanma hakkına ve küçük çocuğuna bakma hakkına sahip olacağı gibi hususlar ise ictimaî nizamı ilgilendirir. Buna göre ictimaî nizamın tarifi şöyle olur: İctimaî nizam; kadınla erkeğin, erkekle kadının bir araya gelmesinin ictimaî prensiplerini ve bunların bir araya gelmelerinden doğan meseleleri düzenleyen nizamdır.
İslâmdaki ictimaî nizamı anlama konusunda tüm insanlar, özellikle de Müslümanlar büyük bir sıkıntıya maruz kaldılar. İslâmî düşünce ve ahkâmdan uzaklaşmalarıyla İslâm’ı doğru bir şekilde anlamaktan, dolayısıyla da bu konuyu anlamaktan uzaklaştılar. Böylelikle, ifrat ve tefritin (aşırılıklar) her iki ucunda yerlerini aldılar.
Bir kısmı;
istediği bir giysi ile vücudunu teşhir ederek çıplak bir şekilde kadının sokağa çıkabileceğini ve istediği erkekle istediği şekilde bir arada kalabileceğini savunurken,
bir kısım
Müslümanlar da kadının ticaret ve ziraatla uğraşamayacağını, mutlak olarak erkekle bir arada bulunamayacağını, kadının eli ve yüzü de dahil olmak üzere bütün vücudunun örtülmesi gerektiğini iddia ettiler.
İşte bu ifrat ve tefrit çalkantısı içerisinde ahlakî çöküntüler ve düşüncede donukluk meydana geldi. Bunun neticesinde,
İslâmın ictimaî yönü kayboldu.
Aile bireylerinin ah vahlarının oluşturduğu bir yapı, aile üzerinde egemen oldu.
Aile bireyleri arasında çekişmeler ve ihtilaflar çoğaldı. Dağılmış olan İslâm ailesinin toplanması ve mutluluklarını temin etme ihtiyacı, bütün Müslümanların zihinlerini meşgul etmeye ve bu büyük problemin tedavisi için gerekli araştırmaları yapma çalışmaları başladı.
Konu üzerinde yapılan çalışmalar birbirinden farklı çözümleri ortaya çıkardı. İctimaî tedaviyi izah eden birçok kitap ve yazılar yazıldı.
Bir çok Müslüman kendi görüşlerini aile bireylerine ve yakın çevresine uygulamaya çalıştı.
Okullarda kadın erkek karışımı eğitimin yapılması hususunda, eğitim kanunlarında birçok tadilatlar yapıldı. Bütün bu çaba ve gayretler buna benzer görüntüleriyle meydana çıktı.
Fakat gerek bunlar gerekse ötekiler arzu edilen tedaviyi başaramadıkları gibi, istenilen nizamı da bulamadılar. Böylece ıslah için çıkar bir yol bulamadılar.
Çünkü entellektüel bir çok Müslüman, iki ayrı cins olan kadın erkek münasebetlerini ilgilendiren hususları bilmiyorlar, konuya yabancı kalıyorlardı. Bu iki cinsin, birbirine yardım edecekleri yolu ve çizgiyi bilemediler.
Halbuki ümmetin ıslahı ve mutluluğu bu yardımlaşmadan kaynaklanmaktaydı.
Evet, Müslüman düşünürler ve mütefekkirler, İslâm’ın kadın-erkek ilişkisiyle ilgili düşüncesine ve hükümlerine karşı tamamen cahil kaldılar.
Bu bilgisizlikleri nedeniyle çözüm ve yöntem üzerinde tartışmaya, birbirleri ile cedelleşmeye ve konunun özünü inceleyip araştırmaktan tamamen uzaklaşmaya başladılar.
Müslüman düşünürlerin bu girişimleri yüzünden toplumda sıkıntı ve gerginlik daha da artmış, özellikleriyle diğer toplumlardan ayrılan islam ümmeti ile mevcut toplum arasında korkunç bir uçurum oluşmuştur.
Müslüman ailenin İslam’ın özünü kaybedeceği korkusu, aynı ailenin İslam düşüncesini, hükümlerini ve görüşlerini doğru bir şekilde anlamasından da korkulmaya başlanmıştır.
Bu fikri sıkıntının ve doğruyu anlamaktan sapmanın sebebi şudur: Batı hayat tarzı ve kültürünün bize karşı açtığı acımasız savaş neticesinde batı, düşünce ve anlayışımız üzerinde tam bir hakimiyet kurdu. Batı hayat tarzının düşünce ve anlayışımıza hakim olması,
hayat ile ilgili anlayışlarımızı,
eşyaya ait ölçülerimizi,
İslâma karşı ruhlarımıza kök salmış bulunan İslâmî gayret ve mukaddessata saygınlığımız gibi köklü kanaatlarımızı değiştirdi.
Batı hayat tarzının bize karşı kazandığı bu zafer, hayatın her alanında ve bölümünde yaygın hale geldi. Bu yaygınlık, ictimaî sahayı da etkisi altına aldı.
İslâm ülkelerinde batı hayat tarzı ile hayat tarzının medeni görüntüleri ve maddi sahadaki gelişme ortaya çıktığı zaman birçokları bu korkunç gelişmeyi şaşkın gözlerle seyretti.
Bu medeni ve teknik görüntüleri taklit etmeye başladılar, bu hayat tarzını almaya uğraştılar. Çünkü bu teknik ilerlemeleri, bu hayat tarzının sahipleri ve ona davet edenler meydana getirmişlerdi.
Bunun için, teknik araç ve gereçler yani medeni şekiller ile batı hayat tarzı arasında bir ayırım yapmaksızın batı hayat tarzı ve medeniyetinin tümünü taklit etmeğe çalıştılar. Onlar, "hayat tarzının" hayata ait bütün düşünce ve mefhumlardan ibaret bir hayat tarzı olduğunu anlayamadılar.
Medeniyetin ise, görülen hayatta kullanılan teknik alet ve edevat olduğunu idrak etmediler.
Buna ilaveten, batı hayat tarzının , İslâm hayat tarzı ile temelde ters düşen bir esas üzerine oturtulmuş olduğunu da anlamadılar.
Batı hayat tarzının hayata bakışı ve onu izahı ile, gerçekleştirilmesi uğrunda insanoğlunun peşinden koştuğu mutluluk mefhumunun da İslâm hayat tarzına ters düştüğünü anlamadılar.
İslâm ümmetinin Batı hayat tarzını kabul etmesinin kesinlikle caiz olmadığını da anlayamadılar.
İslâmî cemaat vasfını taşıdığı ve bu cemaatın İslâm ümmetinden bir parça olması devam ettiği müddetçe, bu ümmet asla hiç bir ülkede bu hayat tarzını kabul edemez.
İslâm hayat tarzı ile batı hayat tarzı arasındaki bu temel ve öze ait ihtilafı kavrayamamak, Batı hayat tarzını taklide ve kabul etmeye neden oldu.
Birçok Müslüman, bir kitabı kopya edercesine Batı hayat tarzını İslâm beldelerine taşımaya çalıştı.
Bir kısım Müslümanlar ise netice ve sebeplerini düşünmeden Batı hayat tarzına ait mefhum ve ölçüleri taklit etmeye çalıştılar.
Böylece bu kimseler, doğuracağı sonuçlara bakmadan, Batı toplumunda erkekle kadın arasında herhangi bir ayırım yapmadan kadın ve erkeğin bir arada bulunmasında bir sakınca görmeyen batı düşüncesini benimsediler.
Batı kadınının üzerinde gördükleri birtakım medeni görüntüleri taklit ettiler veya taklide çalıştılar. Ancak, bu medeni görüntülerin, Batı hayat tarzı ve hayatına ait mefhumlarla uyuşabileceğini, fakat İslâm hayat tarzı ve hayatına ait mefhum ve tasvirlerle uyuşamayacağını idrak edemediler.
Batı medeniyetinin eseri olarak görülen zahiri şekillerden çıkacak sonuçların hiçbirinin hesabını yapmadan kendilerini kaptırdılar. Evet, bu göz kamaştırıcı Batı tekniğini gördükleri zaman sonuçlarına bakmadan, toplumda ve toplantılarda Müslüman kadının erkekle bir arada bulunmasında herhangi bir sakınca olmayacağına inandılar.
Yine, ortaya çıkacak problemlere bakmadan Müslüman kadının Batı medeniyetine ait kıyafetiyle görünmesinin gerekli olduğuna inandılar.
Dilediği şeyi yapabilmesi için Müslüman kadının kişisel hürriyetinin garantilenmesi çağrısında bulundular. Buna bağlı olarak ihtiyaç olmadan kadın ve erkeğin bir arada bulunmalarına, kadının süslerini ve ziynetlerini göstermesi gerektiği fikrine çağırdılar.
Kadının da yönetici olması gerektiğini söylediler ve bütün bunları kalkınmanın ve ilerlemenin delili olarak gördüler.