Üyelik tarihi: Apr 2006
Nerden: diyarbakır
Teşekkür & Tepki Teşekkür: 0
Tepki:0
Karizma REP Gücü : 2447
REP Puanı : 48620
İletişim
Reklam Alanı Modern Kız İsimleri 2-Anlamları ve Kökeni N-U Evet dostlar dediğim gibi Genel Kültür çalışmalarım devam edecek, forum olarak farkımızı anlasınlar, sadece program indirmek ve eklemek değildir forumun işlevi, paylaşmaktır, hayata dair ne varsa.
yorum ve rep size kalmış ,Kolay Gelsin Dostlar
N (182 İsim)
Naçari: Çaresiz, olanaksız, zor durumda kalma. (Kürtçe)
Nadide: Az bulunan, değerli. (Farsça)
Nadire: Az bulunan. (Arapça)
Nağme: Ezgi, güzel uyumlu ses. (Arapça)
Nahire: Ayın ilk günü veya son gecesi. (Arapça)
Nakşidi: Gönülde yer eden. Nalan: İnleyen, ağlayan. (Farsça)
Nanabgara: Ana ağıdı. (Lazca)
Nargül: Nar çiçeği renginde gül. (Arapça)
Narin: İnce yapılı. (Arapça)
Naşide: Şair, şiir okuyan ve yazan. (Arapça)
Naşire: Dağıtan, yayan. (Arapça)
Nayenzur: Şehit karısı. (Ermenice)
Nazan: Nazlanan, cilveli, nazlı. (Farsça)
Nazar: Göz değmesi, kıskanma, işlerin bozulması. (Arapça)
Nazende: Naz eden, sevgili. (Farsça)
Nazenin: Nazlı, hoş, ince, nazlı büyümüş. (Farsça)
Nazer: Nazar. (Kürtçe)
Nazik: İnce yapılı, narin, saygılı. (Farsça)
Nazlı: Naz yapan, cilve yapan, işveli, edalı. (Türkçe)
Nazlıcan: Naz yapan sevgili.
Nazlıgül: Gül gibi ince.
Nazlıhan: Naz yapan.
Nazlım: Sevdiğim, değer verdiğim. (Türkçe)
Nazlısev: Naz yaparak sev.
Nazlısoy: Soyu nazlı olan.
Nazmiye: Nazımla, şiirle ilgili, düzenli.
Nazuk: Naz eden. (Ermenice)
Nebahat: Onur. şan, onurlu.
Necla: Nejla: Çocuk, evlat, kuşak, soy. (Arapça)
Necve: Çocuk, evlat, soy. (Arapça)
Neçar: Çaresiz. (Kürtçe)
Nedret: Az bulunan. (Arapça)
Nefise: Çok güzel, beğenilen. (Arapça)
Negur: Yüz, çehre. (Çerkesçe)
Neğiti: Mavi. (Lazca)
Nehar: Güneşin doğuşu ile batışı arasındaki zaman. (Farsça)
Nehir: Akarsu, ırmak. (Türkçe)
Nehire: Çok, bol, fazla. (Arapça)
Nemika: Mehtap. (Arapça)
Nemir: Ölümsüz. (Kürtçe)
Nemuthı: Bir güzel durum karşısında söylenen söz.
Nergı: Fidan. (Lazca)
Nergis: Nergiz: Sarı, beyaz çiçekler açan soğanlı bir bitki. (Farsça)
Neriman: Yiğit, cesur.
Nermık: Yumuşacık. (Kürtçe)
Nermin: Yumuşak, ince, nazik. (Farsça)
Nerwan: Silopi ovasında tarihi bir şehir. (Kürtçe)
Nerwe: Güney Kürdistan'da bir aşiret. (Kürtçe)
Nesibe: Soylu, soyu temiz. (Arapça)
Nesime: Yel, hafif esinti, iyi huylu. (Arapça)
Nesli: Soylu. (Türkçe)
Neslican: Sevgi dolu bir soydan gelen. (Türkçe)
Nesligül: Gül gibi güzel soylu.
Neslihan: Sevgiyle hükmeden. (Türkçe)
Neslişah: Şah soyundan gelen.
Nesrin: Bir çeşit yaban gülü. (Farsça)
Neşe: Sevinç, mutluluk. (Arapça)
Neşecan: Sevinçli.
Neşegül: Sevinçle dol ve gül.
Neşem: Sevincim.
Neşenur: Işık ve sevinç saçan.
Neşesal: Sevinç ver.
Neşever: Sevinç ver.
Neşide: Şiir, dize, ezgi, nağme. (Arapça)
Neşşum: Kalp, yürek. (Çerkesçe)
Netice: Son, sonuç, özet. (Arapça)
Neva: Ses, ahenk, zenginlik, servet. (Farsça)
Neval: Talih, kader, bağış. (Arapça)
Nevbahar: İlkyaz, ilkbahar. (Farsça)
Nevcan: Yeni doğmuş, genç. (Farsça)
Nevcivan: Yeni yetişen, genç. (Farsça)
Neveser: Türk müziğinde
birleşik bir makam. (Farsça)
Nevgül: Yeni açmış gül. (Farsça)
Nevide: Müjde, sevinçli haber. (Arapça)
Nevin: Yeni, çok yeni. (Farsça)
Nevra: Parlaklık, beyaz çiçek, ışıklı olma. (Arapça)
Nevrazin: Bahar çiçeği. (Kürtçe)
Nevres: Genç, körpe. (Farsça)
Nevruz: Yeni gün, baharın başlangıcı. (Farsça)
Nevroz: Bahar bayramı, Kürtler'in kurtuluş yılı, Miladi 21 Mart özgürlük bayramı. (Kürtçe)
Nevrozin: Bahar çiçeği. (Kürtçe)
Nevzat: Yeni doğan çocuk. (Farsça)
Newal: Vadi. (Kürtçe)
Newşe: Şiir. (Kürtçe)
Neyyire: Güneş, ışıklı, aydınlık. (Arapça)
Nezahat: Nezahet: Temizlik, ahlâk temizliği. (Arapça)
Nezaket: İncelik, kibarlık, saygınlık. (Arapça)
Nezihe: Huzur veren, güzel, kibar. (Arapça)
Nezire: Adayan, dilekte bulunan. (Arapça)
Nıse: Gelin. (Çerkesçe)
Nıvart: Yeni açılmış gül. (Ermenice)
Nida: Ses, çağırma, seslenme. (Arapça)
Nigar: Resim gibi güzel, put, resim.
Nihal: Filiz, fidan, ince ve güzel vücutlu. (Farsça)
Nihan: Giz, gizli, saklı, görünmeyen. (Farsça)
Nil: Mısır'dan geçip, Akdeniz'e dökülen nehir. Mavi, lacivert.
Nilay: Ay gibi parlayan ırmak (Türkçe). Işıklı mavi, ışıklı lacivert. (Farsça)
Nilgün: Çivit rengi, koyu mavi. (Farsça)
Nilhan: Nil'den gelen han.
Nilsu: Nil'den gelen su.
Nilüfer: Durgun sularda yetişen, yuvarlak çeşitli renkte çiçekli açan bitki. (Farsça)
Nimet: İyilik, yaşamak için gerekli olan şeyler, yiyecek, rızk. (Arapça)
Niran: Ateş, cehennem. (Arapça)
Nirwana: Zerdüşt dininde arafat, meydan. (Kürtçe)
Nisa: Kadın, kadınlar. (Arapça)
Nisan: Yılın dördüncü ayı (Süryanice). Gelin çiçeği (Kürtçe)
Nişan: Nisan ayı, işaret (Kürtçe)
Noriçan: Nurlu ışık.
Norinç: Turunç. (Ermenice)
Noxabi: Nazlı. (Lazca)
Noyan: Soylu, aristokrat.
Noyemi: Güzel, zarif. (Ermenice)
Nuhşun: Süslenmiş, çok güzel. (Ermenice)
Nune: Temiz, takdis edilmiş. (Ermenice)
Nur: Işık, aydınlık, parıltı. (Arapça)
Nural: Işıklı, aydınlık, parıltı saçan. (Arapça)
Nuran: Nurlu, ışıklı. (Arapça)
Nuray: Ayışığı, ışık saçan. (Arapça)
Nurbanu: Aydınlık yüzlü kadın. (Türkçe)
Nurbin: Çok parlak, aydınlık.
Nurcan: Aydınlık kişi. (Arapça-Farsça)
Nurcin: Işık toplayan, nur toplayan. (Arapça)
Nurdağ: Aydınlık dağ
Nurdal: Işıklı dal, aydınlık dal. (Arapça)
Nurdan: Işıktan gelen, nurlu, ışıklı, parlak. (Arapça)
Nurdane: Nur tanesi. (Arapça-Farsça)
Nurdoğan: Aydınlık doğan.
Nurel: Eli aydınlık.
Nurfer: Işık ve aydınlık.
Nurgök: Aydınlık gökyüzü.
Nurgöl: Aydınlık göl.
Nurgül: Parlayan gül.
Nurgün: Aydınlık gün.
Nurhan: Aydınlık dolu han.
Nurhanım: Aydın bayan.
Nurhayat: Aydınlık yaşam.
Nurışık: Çok ışıklı. (Arapça-Türkçe)
Nuriye: Işıkla ilgili, aydınlık.
Nurkan: Aydınlık soydan gelen. (Türkçe)
Nurkut: Uğurlu ve aydınlık. (Türkçe)
Nurla: Işık ver.
Nurol: Aydınlık ol.
Nuröz: Özü aydınlık olan.
Nurper: Işıklı kanat. (Arapça-Farsça)
Nurperi: Aydınlık ve peri kadar güzel. (Arapça-Farsça)
Nursabah: Aydınlık sabah.
Nursaç: Işık saç.
Nursal: Çevresini aydınlatan.
Nursan: Adı temiz ve aydınlık olan. (Türkçe)
Nurseda: Aydınlık ses. (Türkçe)
Nursel: Işık seli. (Türkçe)
Nurseli: Işık seli. (Türkçe)
Nursema: Aydınlık gökyüzü.
Nursen: Işıksın, aydınlık gibi güzelsin, nur gibi aydınlıksın.
Nursenin: Aydınlık senin, aydınlıksın.
Nurser: Çevreni aydınlat.
Nurseren: Aydınlık saçan. (Türkçe)
Nursev: Aydınlığı seven. (Türkçe)
Nurseven: Aydınlığı seven.
Nursevil: Aydınlık gibi sevilen.
Nursevim: Aydınlık gibi sevimli.
Nursevin: Aydınlık gibi sevinçli ol.
Nursoy: Aydınlık soylu.
Nursu: Aydınlık su. (Türkçe)
Nursun: Aydınlık ver.
Nurşen: Sevinçli ve aydınlık. (Türkçe)
Nurtaç: Aydınlık taçlı.
Nurtan: Aydınlık sabah.
Nurtane: Çok aydınlık.
Nurtek: Çok aydınlık.
Nurten: Teni aydınlık olan.
Nurtop: Çok güzel.
Nurzer: Altın gibi parlak ışık. (Arapça-Farsça)
Nusa: Gelin. (Lazca)
Nuşin: Tatlı, lezzetli. (Farsça)
Nüjen: Modern. (Kürtçe)
Nükhet: Güzel koku. (Arapça)
Nükte: İnce, anlamlı, düşündürücü söz, espri. (Arapça)
Nüre: Kürtler'de kız ismi, folklor oyunu. (Türkçe)
Nüvit: Müjde, iyi haber.
Nüzhet: Sevinç, eğlence.
O (76 İsim)
Oben: Kendisine bir başka kişiyi örnek alan kişi. (Türkçe)
Ocan: O sevilen kişi.
Odana: Kırgız ve Kaşgar'da dişi peri.
Oder: Ateş gibi canlı, hareketli. (Türkçe)
Oflaz: Güzel, iyi, sevilen, becerikli.
Oğul: O bilinen gül.
Ogün: O bilinen gün.
Okay: Baht, talih, şans. (Türkçe)
Oklançxu: Işık saçmak. (Lazca)
Okro: Altın. (Lazca)
Oksu: Hızlı akan su. (Türkçe)
Okşan: Daima sevilen, övülen. (Türkçe)
Okyanus: Ana karalan birbirinden ayıran büyü deniz.
Olca: Ganimet, bolluk, bereket. (Türkçe)
Olcay: Şans, talih, baht. (Türkçe)
Olcaytu: Şanslı, talihli. (Türkçe)
Olçum: Usta, yetenekli, becerikli.
Olgaç: Bilgi ve görgüde olgunlaşan. (Türkçe)
Olgun: Bilgisi, görgüsü, hoşgörüsü gelişmiş. (Türkçe)
Olgunay: Dolunay. (Türkçe)
Olguncan: Bilgili, görgülü.
Olgunsoy: Soyu bilgili olan. (Türkçe)
Olgunsu: İçimi güzel, iyi su.
Oliçu: Kristal. (Lazca)
Olsar: İsim yap, adın duyulsun. (Türkçe)
Omaç: Hedef, gaye, amaç. (Türkçe)
Omay: Seçkin, gözde, sevilen, beğenilen. (Türkçe)
Omet: Dinsel topluluk, ümmet. (Türkçe)
Onat: İyi ahlaklı, güzel.
Onay: Uygun bulunan, uygun, yerinde.
Ongan: Mutlu.
Ongar: Kurtuluş. (Türkçe)
Ongu: Sağlık, mutluluk. (Türkçe)
Onuk: Sevgili, aziz. (Türkçe)
Onul: Sağlıklı ol, iyileş, iyi ol. (Türkçe)
Onur: Özsaygı, şeref.
Onuray: Saygı duyulan ay.
Onurcan: Onurlu kişi.
Onurlu: Saygı duyulan, şerefli.
Onuröz: Özü onurlu olan.
Orak: Ekin biçme aracı, ekin biçme zamanı. (Türkçe)
Oral: Ele geçirme. (Türkçe)
Oran: Büyüklük, nicelik, istek. (Türkçe)
Orgül: Ateş kırmızısı renkte gül, kent gülü. (Türkçe)
Orkide: Çiçekleri değişik renklerde olan değerli bir süs bitkisi. (Fransızca)
Oropa: Aşk. (Lazca)
Oroperi: Yar, sevgili. (Lazca)
Ortaç: Tepe, hisse. (Türkçe)
Ortanca: Bir süs bitkisi. (Türkçe)
Oruk: Aile, oymak, yol, çare, imkan. (Türkçe)
Orun: Makam, özel yer. (Türkçe)
Oruz: Düşünce. (Türkçe)
Oskay: Sevinçli, mutlu.
Otac: Hekim, doktor. (Türkçe)
Otacı: Hekimlik, tıbbiye. (Türkçe)
Otay: Ateş renginde ay. (Türkçe)
Oval: Yuvarlak, değirmi, yarı yuvarlak. (Türkçe)
Oxelu: Mutlu. (Lazca)
Oxır: Uğur. (Kürtçe)
Oya: İnce elişi dantel, ince, güzel, narin. (Türkçe)
Oyacan: Nazik.
Oyaçiçek: İnce çiçek gibi.
Oyadan: İncelikli, güzel.
Oyagül: Oya gibi ince gül.
Oyahan: Oya gibi ince han.
Oyal: Tutulan beğenilen, seçilen. (Türkçe)
Oyalı: İnce, nazik, güzelliklerle dolu. (Türkçe)
Oyaz: O bilinen yaz.
Oylum: Koyak, vadi, oyuk, çukur, kaplanan yer. (Türkçe)
Oysun: İnce akan su, derecik. (Türkçe)
Oytun: Kutsal, saygı duyulan, mübarek, güzel yer. (Türkçe)
Ozan: Şair, şiir yazan.
Ozanay: Ay gibi parlayan şair.
Ozancan: Dost, yaşam ilkesi olan şair. (Türkçe)
Ozangül: İnsanı şair yapan, güller gibi güzel. (Türkçe)
Ozansu: Şiir yazılacak, sular gibi güzel.
Ö (104 İsim)
Ödül: Bir başarıya verilen armağan.
Öge: Öke: Çok akıllı, çok yetenekli.
Öget: Sevilen, övülen, beğenilen, aranılan. (Türkçe)
Öğün: Kendini yücelt, zaman, kere, defa.
Öğünç: Övünç: Övgünç: Övünülecek şey, kıvanç, sevinç.
Öğüt: Yapılmaması ve yapılması gereken şeylerle ilgili söylenen söz.
Ömür: Yaşam, yaşayış.
Önal: Önde yerini al.
Önay: Ay gibi aydınlık ve öncülük eden. (Türkçe)
Öncel: Önde gelen kişi. (Türkçe)
Öncü: Yol gösteren, önde giden, öncülük eden. (Türkçe)
Önder: Önde gelen, yol gösteren, lider.
Önel: Vade, süre, başarına, yerine getirme. (Türkçe)
Önem: Mühim olan, gerekli olan. (Türkçe)
Önen: Hak, adalet. (Türkçe)
Öney: Önde olan. (Türkçe)
Öngel: Önde gelen kişi. (Türkçe)
Öngül: İnatçı, onay ak olan, ilk gül. (Türkçe)
Öngüt: Sessiz sedasız yaklaşma. (Türkçe)
Öniz: Önde giden, iz takip eden. (Türkçe)
Ören: Eski yerleşim yeri kalıntısı, yaban.
Örengül: Yaban gülü. (Türkçe)
Örün: Gökyüzünün açık, aydınlık durumu. (Türkçe)
Öşme: Kaynak, suyun topraktan çıktığı yer. (Türkçe)
Ötke: Ötüşen, şen, şakrak. (Türkçe)
Övgü: Birini övmek için söylenen.
Övgül: Övgün: Övülmeye değer. (Türkçe)
Övgüm: Övmeye değer gördüğüm. (Türkçe)
Övül: Övgüyü hak et, beğeni topla.
Övün: Kendini yücelt, beğeni topla.
Övünç: Övünülecek şey, kıvanç, sevinç. (Türkçe)
Öykü: Hikâye, kısa anlatı. . (Türkçe)
Öymen: Evcimen, evine bağlı. (Türkçe)
Özaltın: Özü altın gibi değerli olan.
Özay: Özü ay gibi parlak olan.
Özaydın: Özü aydınlık olan.
Özbal: Özü bal gibi tatlı olan. (Türkçe)
Özbek: Özbek soyundan gelen, Özbekistanlı. (Türkçe)
Özcan: Özü sevilen, özden sevilen.
Özdal: Özü, kişiliği gelişmiş. (Türkçe)
Özden: Kişiliğinden, özünden yeren. (Türkçe)
Özder: Özlü söyler.
Özderen: Öz toplayan.
Özdeş: Aynı, benzer.
Özdilek: Yürekten isteyen.
Özel: Yalnızca bir şeyle, kimseyle ilgili.
Özen: İyi yapma çabası, olağanüstü dikkatle.
Özenay: Kusursuz ay.
Özencan: Kusursuz sevilen.
Özenç: İstek, imrenme, gıpta. (Türkçe)
Özendi: İyi yapmaya çalıştı., (Türkçe)
Özengül: Kusursuz gül. (Türkçe)
Özenir: İyi yapmaya uğraşan, çaba gösteren. (Türkçe)
Özenmiş: İyi yapmaya çalışmış. (Türkçe)
Özensev: Dikkatli seven. (Türkçe)
Özensevil: Dikkatli sevil. . (Türkçe)
Özey: Aydınlık kişilik. (Türkçe)
Özge: Canayakın, sıcakkanlı, şakacı. (Türkçe)
Özgen: Rahat, sakin, özü geniş. (Türkçe)
Özgen İyi güzel kişi. (Türkçe)
Özgönül: Özünden seven, yürekten seven. (Türkçe)
Özgü: Birine, bir şeye ait olan, özel. (Türkçe)
Özgül: Özü gül gibi, bir türle ilgili;. (Türkçe)
Özgülay: Özü gül ve ay gibi temiz olan. (Türkçe)
Özgülüm: Gerçek gülüm.
Özgün: Kendine ait nitelikleri olan. (Türkçe)
Özgünay: Özelliği olan ay, özel bir ay. (Türkçe)
Özgüney: Özü güneyli olan.
Özgür: Bağımsız, yönetim erki olan, hür. (Türkçe)
Özil: Gerçek il, yurt. (Türkçe)
Özinal: Özüne inanılan, gerçekten güvenilen. (Türkçe)
Özinan: Özden inanan. (Türkçe)
Özipek: Koza, ipekböceği. (Türkçe)
Özke: Sağlam, dayanıklı, temiz yürekli. (Türkçe)
Özlek: Toprağın özlü, verimli yeri. (Türkçe)
Özlem: Kavuşma isteği, hasret. (Türkçe)
Özlen: Beklenen, görülmeyi istenen. (Türkçe)
Özlenen: Gelmesi beklenen. (Türkçe)
Özler: Sevdiğini bekleyen, özleyen. (Türkçe)
Özleyiş: Özleme, bekleme.
Özlü: İçten, verimli, kişilikli. (Türkçe).
Özmen: içten, özü sağlam.
Öznil: Nil gibi verimli. (Türkçe)
Öznur: Aydınlık kişilikli.
Özperi: Peri gibi güzel. (Türkçe)
Özpetek: Gerçek petek.
Özpınar: Gerçek pınar, kaynak. (Türkçe)
Özsan: Ünü gerçek olan, gerçekten ünlü olan.
Özsel: Özle ilgili, öze ait. (Türkçe)
Özselen: Öz bilgi, Öz ses, bolluk, gerçek sel yatağı.
Özsev: Kendini sevme, gerçek sev, candan sev, içten gelen sevgi. (Türkçe)
Özsevi: Kendine âşık olma, gerçek aşk.
Özseven: Kendini seven, candan seven. (Türkçe)
Özsever: Kendini sever, candan sever. (Türkçe)
Özsevgi: Asıl sevgi, candan sevgi. (Türkçe)
Özsoy: Soyu temiz. (Türkçe)
Özsu: Can veren su, yaşam suyu. (Türkçe)
Özşen: Şen, neşeli kişi. (Türkçe)
Özten: Güzel tenli. (Türkçe)
Öztuna: Gerçek tuna. (Türkçe)
Öztün: Sağlam, sağlıklı kişiliği olan. (Türkçe)
Özün: Kişiliğiyle tanınmış, ünlü. (Türkçe)
Özveri: Fedakârlık.
Özyurt: Anavatan, asıl yurt.
P (91 İsim)
Pağer: Kibirli. (Çerkesçe)
Pağkovar: Şanslı. (Ermenice)
Pahar: İlkbahar. (Ermenice)
Pakalın: Alnı açık, temiz, dürüst. (Türkçe)
Pakize: Temiz, saf, lekesiz. (Türkçe)
Paksoy: Temiz soydan gelen. (Türkçe)
Paksu: Temiz su. (Türkçe)
Paluri: Alev. (Lazca)
Pamir: Dünyanın çatısı (Farsça). Orta Asya'da dünyanın en yüksek kütlesi.
Pamriş: Kraliçe. (Ermenice)
Pamuk: Bir tarım bitkisi ve yumuşak lifleri, yumuşak.
Papatya: İlkyazda çiçek açan sarı beyaz kır çiçeği. (Türkçe)
Parıltı: Işık, aydınlık. (Türkçe)
Parla: Aydınlat, ışık saç, ışılda, ün kazan. (Türkçe)
Parlak: Parlamış, ışık saçan. (Türkçe)
Parlanur: Işık saç.
Parlar: Aydınlık saçar, ışıldar.
Parpali: Kelebek. (Lazca)
Pasın: Övgü. (Kürtçe)
Pavri: Yaprak. (Lazca)
Payan: Uç, kenar, son. (Farsça)
Paye: Aşama, derece, değer. (Farsça)
Payiz: Güz, sonbahar. (Kürtçe)
Payle: Değerli bir mücevher. (Kürtçe)
Peatris: Mutlu. (Ermenice)
Pegri: Bekar. (Ermenice)
Pekay: Güçlü ay.
Pekkan: Sağlam, temiz kandan gelen.
Peköz: Gerçekten özü sağlam
Pekşen: Sevinçli, çok sevinçli. (Türkçe)
Pelin: Hekimlikte kullanılan bir bitki. (Türkçe)
Pelit: Çınar, meşe gibi ağaçların meyvesi. (Türkçe)
Pembe: Kırmızı beyaz karışımı bir renk. (Türkçe)
Pembegül: Pembe renkli gül. (Türkçe)
Perçem: Kahkül, yele, püskül. (Farsça)
Perçin: Bir işi ya da fikri sağlamlaştırmak.
Peren: Ülker yıldızı. (Farsça)
Peri: Dişi cin, iyilik sembolü (Farsça). Düşsel dişi varlık, çok güzel, çekici.
Peride: Uçmuş, soluk, solmuş. (Farsça)
Perihan: Büyücü, peri sultanı. (Farsça)
Perik: Kuş tüyü.
Peroni: Renkli. (Lazca)
Persare: Yemin kızı. (Ermenice)
Perta: Parlak. (Ermenice)
Peru: Işığa gelen kelebek. (Kürtçe)
Perüle: Kelebek. (Kürtçe)
Perver: Büyüten, yetiştiren, besleyen. (Farsça)
Pervin: Ülker, Süreyya, yıldız. (Farsça)
Perviz: Güzellik. (Farsça)
Perwin: Ülker yıldızı (Kürtçe)
Pesın: Övgü. (Kürtçe)
Pesin: Sonraki, en son. (Farsça)
Peşk: Kıvılcım. (Kürtçe)
Peşkenar: Irmak kıyısı, kenar (Kürtçe)
Petal: Meşale. (Kürtçe)
Petek: Arıların bal depo ettiği yuvalar, arı kovanı. (Türkçe)
Peya: Gurur. (Kürtçe)
Peyam: Badem. (Kürtçe)
Peyda: Hazır, mevcut. (Farsça)
Peyma: Ölçen, ölçülü. (Farsça)
Peymane: Büyük kadeh, şarap bardağı. (Farsça)
Pılpul: Bülbül.
Pınar: Bir yerden kaynayarak çıkan su, kaynak.
Pıramıbjir: Mürver otu. (Çerkesçe)
Pırıl: Çok ışıklı, parlayan, ışıldayan.
Pırıltı: Işık yansıması.
Pırlanta: Bir çeşit değerli.
Piran: Dicle kasabasının eski adı. (Kürtçe)
Piraye: Süs, ziynet eşyası. (Farsça)
Piroz: Kutlu, kutsal. (Kürtçe)
Piroze: Güvercine benzer kuş. (Kürtçe)
Pirozi: Kutlama, tebrik. (Kürtçe)
Piruze: Mavi renkli ve değerli bir süs taşı. (Fransızca)
Pişeger: Sanatçı, yetenek. (Kürtçe)
Pivan: Ölçü
Piyade: Kadeh, ince, zarif. (Kürtçe)
Piyale: Kadeh, şarap bardağı. (Farsça)
Poğare: Pınar. (Lazca)
Poreş: Kestane rengi saç, esmer. (Kürtçe)
Porzer: Sarışın. (Kürtçe)
Poyraz: Kuzeydoğudan esen soğuk rüzgâr. (Yunanca)
Pozan: Üzüm bağı. (Türkçe)
Prapron: Buket.
Psım: Su. (Çerkesçe)
Purki: Çiçek. (Lazca)
Purkinora: İlkbahar. (Lazca)
Putucinana: Kraliçe arı. (Lazca)
Pürçek: Ağaç ve bitkilerin saçaklı kökleri, şakaklardan sarkan saç, püskül, saçak. (Türkçe)
Püren: Bir çeşit çalı, bir çeşit ot, meşenin filizi. (Türkçe)
Püser: Oğul vermek. (Farsça)
Pütün: Olgun, yetişmiş. (Türkçe)
R (59 İsim)
Rabia: Dördüncü. (Arapça)
Rabiha: Hoşa giden koku.
Radi: Boyun eğen.
Rahman: Merhamet eden, koruyan. (Arapça)
Rahşan: Parlayan, ışıltılı, parlak (Farsça). Yol gösteren. (Kürtçe)
Raik: Sade, saf.
Raman: Fikir, düşünce. (Türkçe)
Rana: Çok güzel, hoş, iyi. (Arapça)
Ravza: Bol ağaçlı, çiçekli bahçe.
Rayiha: Koku.
Razber: Nisan ayı. (Kürtçe)
Rebi: Bahar, ilkyaz. (Arapça)
Refika: Zevce, eş. (Arapça)
Reha: Kurtulma, kurtuluş. (Farsça)
Rekin: Gururlu, ağırbaşlı, yüksek. (Arapça)
Renan: Çınlayan, çok ses çıkaran. (Arapça)
Rengibal: Bal renginde.
Rengin: Rengi çok, renkli, çok güzel, hoş. (Farsça)
Renginar: Nar renginde.
Renk: Işığın cisimlere verdiği görüntü niteliği, boya, tarz, şekil. (Türkçe)
Renin: Bağırma, çığlık.
Resan: Müjde, müjde getiren.
Resmigül: Gül gibi güzel.
Reşit: Gözbebeği. (Kürtçe)
Revan: Yürüyen, giden, akan. (Farsça)
Revnak: Gözalıcı, çekici.
Revniş: Yürüyüş, geçit, oluş. (Farsça)
Rewşan: Aydınlık. (Kürtçe)
Rewşen: Aydınlık, parlak. (Kürtçe)
Reyhan: Fesleğen, güzel kokulu bir süs bitkisi. (Türkçe)
Reyyan: Suya doymuş, çok sulanmış.
Rezan: Siyaset. (Kürtçe)
Rezik: Gelenek, töre, yöntem. (Kürtçe)
Rezvan: Bağ, bağcı, üzüm. (Kürtçe)
Rezzan: Ağırbaşlı, onurlu kişi. (Arapça)
Rızaiye: Eski Urmuye şeyhi. (Kürtçe)
Rızgar: Kurtulmuş. (Kürtçe)
Rikkat: İncelik, sevecenlik.
Robar: Irmak, nehir. (Kürtçe)
Robi: Çil. (Lazca)
Roj: Gün, güneş. (Kürtçe)
Rojhelat: Gün ağarması, tan, şafak. (Kürtçe)
Rojhılat: Gün doğumu. (Kürtçe)
Roman: Uzun öykü, çingene, Romanyalı. (Arapça)
Rona: Ünlü Hun imparatoru Atilla'nın diğer bir adı. (Türkçe)
Ronahi: Işık, aydınlık. (Kürtçe)
Rondik: Gözyaşı. (Kürtçe)
Roni: Aydın, ışıklı, kıvrak. (Kürtçe)
Rosa: Gül rengi, pembe kırmızı arası bir renk. (Fransızca)
Ruba: Irmak kenarında yetişen sarmaşık. (Lazca)
Ruhan: Güzel kokulu. (Arapça)
Ruhcan: Üretken insan, hareketli, yaratıcı kişi. (Türkçe)
Ruhsar: Yüz, yanak. (Arapça)
Ruhşen: Ruhuşen: Canlı, sevinçli, neşeli.
Rumzi: Gökkuşağı. (Lazca)
Ruşen: Parlak, aydınlık.
Rüçhan: Üstünlük, önderlik, üstün olrna. (Arapça)
Rüya: Uykuda görülen hayaller, düş, umut. (Arapça)
Rüzgâr: Yel, esinti. Dünya, devir. (Arapça)
S (327 İsim)
Saadet: Mutluluk, sevinçli olma.
Saba: Gündoğusundan esen, serin, hafif rüzgâr.
Sabah: Günün başlangıcı, günün ışıması. (Arapça)
Sabahat: Sebahat: Yüz güzelliği, güzellik. (Arapça)
Sabahnur: Sabah aydınlığı.
Sacide: Secde eden. (Arapça)
Sadberk: Çok yapraklı.
Sadegül: Gül gibi sade ve güzel.
Sadiye: Mutluluk, uğurlu. (Arapça)
Safir: Mavi renkli, değerli bir süs taşı. (İbranice)
Safiye: Duru, temiz, seçilmiş.
Sahil: Deniz, nehir, göl kıyısı. (Arapça)
Saibe: Amaca ulaşan. (Arapça)
Saime: Oruçlu, oruç tutan. (Arapça)
Sakine: Sessiz, durgun, sakin.
Saliha: İyi, uygun, yetkisi olan. (Arapça)
Salise: Üçüncü. Saniyeden daha küçük zaman birimi. (Arapça)
Salkım: Üzerinde kısa dallar bulunan çiçek, üzüm demeti. (Türkçe)
Salzi: Yığın, küme. (Çerkesçe)
Samime: Öz, asıl, gönül.
Samire: Meyve veren, meyveli. (Arapça)
Samiye: Yüce, yüksek, gönlü yüce.
Samru: Yüksek yer, tepe, üst. (Arapça)
Samur: Değerli kürkü olan, sansar türü. (Arapça)
Sanal: Adın duyulsun. (Türkçe)
Sanat: Hüner, marifet, ustalık. (Arapça)
Sanay: Ay gibi ünlü.
Sanem: Senem: Çok güzel kadın, put. (Azerice)
Saniye: İkinci, dakikanın altmışta biri. (Arapça)
Sannıır: Aydınlık, ışıklı.
Sara: Duru, temiz, saf. (Rumca)
Saran: Hoşa giden, beğenilen.
Sargın: Çekici, istekli, candan, yürekten, sahip çıkan, kapalı hava. (Türkçe)
Sarhatı: Hatıra, anı. (Kürtçe)
Sarıçiçek: Sarışın, sarı renkli çiçek.
Sarıca: Sarıya benzeyen.
Sarıcan: Sarışın.
Sarıgül: Sarışın, gül sarısı renkte. (Türkçe)
Sarıgüzel: Sarışın güzel.
Sarıkız: Sarışın kız.
Sarıyıldız: Çoban yıldızı, Zühre, Çolpan.
Sarmaşık: Koyu yeşil renkte yapraklan olan, tırmanan, sarılan bir bitki. (Arapça)
Satı: Satu: Doğumundan önce adanmış çocuk.
Sayan: Saygılı, saygı gösteren. (Türkçe)
Sayar: Saygı duyar, saygı gösterir. (Türkçe)
Saydam: Işığı geçiren ve ar-kasındakilerin görünmesini engellemeyen cisim.
Saygı: Değer, üstünlük, onure etme geleneği. (Türkçe)
Saygın: Saygun: Saygı gören. (Türkçe)
Saygül: Hem saygın, hem gül gibi güzel. (Türkçe)
Sayıl: Saygı gör. (Türkçe)
Sayın: Saygı gösterilen, seçkin, değerli. (Türkçe)
Sayran: Şakıyan, öten, cıvıldayan. (Farsça)
Sayre: Bülbül, güzel sesli kuş. (Farsça)
Sebat: Sözünde duran, sadık, tutarlı. (Arapça)
Sebahat: Bkz. Sabahat.
Seber: Arkadaş, dost.
Sebil: Su dağıtılan yer, sulak yol. (Arapça)
Sebir: Sabır, tahammül. (Kürtçe)
Sebla: Uzun kirpikli göz. (Arapça)
Sebu: Testi, şarap kabı. (Farsça)
Seçgül: Ender bulunan gül.
Seçen: Seçme işini yapan, seçmen.
Seçik: Seçkin, seçilmiş, seçki.
Seçil: Beğeni, sevgi, üstünlüğü gösterilen. (Türkçe)
Seçilay: Aydınlık ve seçilmiş.
Seçki: Beğenilmiş, seçilmiş. (Türkçe)
Seçkin: Elit, üstün, zengin, soylu. (Türkçe)
Seçmen: Seçme işini yapan, seçen, oy kullanan.
Seda: Ses, yankı. (Arapça)
Sedef: Bazı kabuklu deniz hayvanlarında bulunan beyaz veya parlak gökkuşağı renklerinde, değerli taş. (Türkçe)
Seden: Gözü açık, uyanık. (Türkçe)
Seha: Cömertlik, el açıklığı. (Arapça)
Seher: Güneşin doğmasından hemen önceki zaman, şafak. (Arapça)
Sehercan: Şafak gibi sevilen.
Sehergül: Tan vakti açan gül.
Sehernaz: Nazlı seher.
Sehker: Duygu, his. (Kürtçe)
Sela: Gök ve ateş tanrısı. (Çerkesçe)
Selasata: Sela ile Sata'nın kızı. (Çerkesçe)
Selay: İlkbahar ayları.
Selcan: Coşkulu.
Selda: Seldağ: Bir söğüt cinsi. (Arapça)
Selden: Selin getirdiği.
Selek: Eliaçık, konuksever.
Selen: Müjde, haber, ses, çevre, bilgi, varlık, tavır, sel yatağı. (Türkçe)
Selgün: Selin geldiği gün.
Selhan:Coşkulu han.
Selışık: Sel gibi akan ışık.
Selin: Coşkun akan su, övünç, sevinç, sürekli yeşil kalan bir bitki. (Türkçe)
Selok: Hızlı giden ok.
Selma: Barış içinde olma, huzur, erinç. (Arapça)
Selmin: Barış yanlısı, barış ve sevgi dolu. (Arapça)
Selnur: Işık gibi akan sel.
Selva: İsrailoğulları'na Tanrı tarafından gönderildiğine inanılan kuş. (İbranice)
Selvi: Selbi: Akdeniz bölgesinden yetişen, yapraklarını dökmeyen uzun, ince bir ağaç. (Farsça)
Selvican: Uzun boylu, selvi gibi güzel.
Selvihan: Uzun boylu han.
Selvinaz: Nazlı selvi.
Sehwi: Selvi ağacı. (Kürtçe)
Sema: Gökyüzü. (Arapça)
Semagül: Gökyüzü gibi yüksek, gül gibi güzel.
Semanek: Sülün kuşu. (Kürtçe)
Semanur: Gökyüzünün aydınlığı. (Arapça)
Semen: Yasemin çiçeği. (Farsça)
Semiha: Cömert, eliaçık. (Arapça)
Semin: Değerli, pahalı. (Arapça)
Semine: Kıymetli, pahalı. (Arapça)
Semiramis: Mitolojide güvercinleri kurtaran kız çocuğu. Ünlü Asur kraliçesinin adı.(İbranice)
Semire: Samire: Meyve veren, meyveli. (Arapça)
Semiye: Adaş, adları aynı olan. (Arapça)
Semra: Esmer. (Arapça)
Sena: Övme, övgü, şimşek ışığı. (Arapça)
Senal: Sana ait, sen al.
Senar: Yar, aşık, seven insan. (Farsça)
Senay: Ay gibi güzelsin. (Türkçe)
Senem: Güzel kadın, put, anıt. (Kürtçe)
Sengül: Güleryüzlü ol.
Sengün: Gün gibi aydınlıksın.
Seniha: Süs, bezek, inciler. (Arapça)
Seniye: Yüksek, yüce. (Arapça)
Sennur: Nur gibi güzel ve aydınlık. (Kürtçe)
Sera: Toprak, saray, çiçek ve bitki yetiştirilen yer. (Farsça)
Seran: Işıklı, parlak. (Arapça)
Serap: Çölde uzaktan su gibi görünün ışık yanılması. (Arapça)
Seray: En güzel, baştacı edilen, ay gibi güzel. (Türkçe)
Sercan: En önce gelen.
Serdeste: Seçkin kimse, mümtaz kişi. (Kürtçe)
Serdil: Kalp, yürek. (Kürtçe)
Seren: Serme işini yapan, gemi direği.
Serengül: Gülleri serpen.
Sergül: En güzel gül.
Sergün: En güzel gün.
Serhatı: Hatıra, anı. (Kürtçe)
Serim: Hoş görülü, sabırlı. (Türkçe)
Serin: Hafif soğuk, içten olmayan.
Seringül: Serinlikte açan gül.
Sermin: Önde gelen, başta gelen, güzel, kibar. (Türkçe)
Sernaz: Çok nazlı. (Farsça)
Sernerm: Uysal, yumuşak başlı. (Kürtçe)
Sernur: Aydınlık düşünceli, başı ışıklı, aydınlık kişi. (Türkçe)
Serpil: Güzelleş, büyü, yetiş. (Türkçe)
Serpin: Çiseleyen yağmur. (Türkçe)
Serra: Genişlik, kolaylık. (Farsça)
Sertaç: Baştacı edilen, çok sevilip sayılan.
Sertap: Direngen, inatçı. (Farsça)
Server: Egemenlik, üstünlük. (Kürtçe)
Servet: Mal zenginliği. (Kürtçe)
Servi: İnce, uzun bir ağaç, uzun boylu.
Serza: Doğurgan. (Kürtçe)
Serzemin: Yeryüzü. (Kürtçe)
Seval: Severek al. (Türkçe)
Sevan: Sev ve unutma. (Türkçe)
Sevay: Ay gibi sevilen. (Türkçe)
Sevcan: Can gibi sevilen. (Türkçe)
Sevda: Aşk, sevgi, yoğun sevgi, istek. (Türkçe)
Sevdeğer: Sevmeye sevilmeye değer.
Sevdiye: Sevilsin diye, sevilesi güzel. (Türkçe)
Sevecan: Sevilen, seven.
Sevecen: Şefkatli, yumuşak
yürekli, yufka yürekli. (Arapça)
Seven: Sevgiyle dolu olan. (Türkçe)
Sevenay: Ay gibi seven.
Sevencan: Candan seven.
Sevengül: Gül gibi seven, gül seven. (Türkçe)
Sever: Sevgi dolu.
Severcan: Candan sever.
Severgül: Gül gibi seven.
Severgün: Gül gibi sever.
Sevgen: Sevgi dolu. (Türkçe)
Sevgi: Sevme duygusu, aşk, sevi. (Türkçe)
Sevgican: İçten, yürekten seven, çok sevilen, çok seven. (Türkçe)
Sevgihan: Sevgi dolu han. (Türkçe)
Sevgili: Sevilen. (Türkçe)
Sevgim: Sevdiğim. (Türkçe)
Sevgin: Sevme duygun çok olsun. (Türkçe)
Sevginar: Çok yoğun seven.
Sevginaz: Nazlı seven.
Sevginur: Aydınlık sunan sevgi.
Sevgisun: Sevgini göster.
Sevgül: Gül gibi seven sevilen. (Türkçe)
Sevgün: Seven, sevilen gün, her gün seven.
Sevi: Aşk, sevgi. (Türkçe)
Sevican: Aşkla seven, içten seven. (Türkçe)
Sevil: Sevilen birisi ol. (Türkçe)
Sevilay: Sevilen ay, ay gibi sevimli olan. (Türkçe)
Sevilcan: Çok sevilen, içten sevilen. (Türkçe)
Sevilen: Sevgi duyulan.
Sevilsen: Sana sevgi duyulsun, sevilesi ol, sevil.
Sevim: Sevgi, sevimlilik. (Türkçe)
Sevimgül: Sevilen gül, gül gibi sevimli.
Sevin: Mutlu ol, sevinç duy. (Türkçe)
Sevinay: Sevinçli ol.
Sevinç: Coşkulu sevinme, keyiflenme. (Türkçe)
Sevindal: Sevinçli dal.
Sevingül: Gül gibi sevin.
Sevkal: Bir tek kişiyi sev ve bağlı kal. (Türkçe)
Sevnaz: Sev ve naz et. (Türkçe)
Sevnur: Aydınlık gibi sevgi.
Sevra: Genişlik, kolaylık. (Farsça)
Sevsay: Sevgi ve saygı göster.
Sevsen: Sevgi göster, sev.
Sevsevil: Sev ve sevil.
Sevtap: Tapılacak kadar çok sevilen. (Türkçe)
Sewda: Aşk. (Kürtçe)
Sewere: Yonca. (Kürtçe)
Seyhan: Adana Ovası'nı geçerek, İskenderun Körfezi'ne dökülen nehir. (Türkçe)
Sevlak: Kum gibi çok. (Türkçe)
Seylan: Sel gibi akma, sel, akış. (Arapça)
Seyran: Seyretme, gezinme. (Arapça)
Seyyal: Akıcı, akışkan.
Seyyare: Gezegen, kafile.
Seza: Uygun, yaraşır, değer. (Farsça)
Sezai: Anlayarak al.
Sezan: Hisset, anılarında yaşat. (Farsça)
Sezay: Anla ve aydınlat.
Sezcan: Anlayışlı, sezgili.
Sezek: Sezgili, duyarlı.
Sezel: Sezgili, anlayışlı, duyarlı.
Sezen: Duyan, anlayan, sezgili. (Türkçe)
Sezencan: Sezgili, anlayışlı.
Sezer: Anlar, duyar, bilir. (Türkçe)
Sezgen: Duyan, anlayan, sezgili.
Sezgi: Seziş, anlama yeteneği. (Türkçe)
Sezgin: Anlayışlı, duyarlı, sezgili.
Sezginay: Ay gibi anlayışlı.
Sezin: Sezgili, anlayışlı, duygulu. (Türkçe)
Seziş: Sezgi, anlayış, duyuş.
Sezmen: Sezebilen, anlayabilen, anlayışlı, zeki, duygulu.
Skidala: Yaşam. (Lazca)
Skita: Sarı. (Lazca)
Sıdıka: Çok doğru, yalansız. (Arapça)
Sıla: Doğup büyümenin geçtiği yer, kavuşma. (Arapça)
Sırga: Küpe. (Türkçe)
Sırma: Sarı ve güzel saç, gümüş tel. (Türkçe)
Sıuga: İnce, uzun, genç, güzel. (Ermenice)
Sibad: Şubat ayı. (Kürtçe)
Sibe: Yarın. (Kürtçe)
Sibeh: Sabah. (Kürtçe)
Sibel: Buğday başağı, barak, Ana Tanrıça Kybele, yağmur damlası. (Türkçe)
Sikali: Mısır çiçeği. (Lazca)
Silan: Sılayı düşünen, hasret çeken.
Silav: Selam, merhaba. (Kürtçe)
Sima: Yüz, çehre, beniz. (Farsça)
Simay: Gümüşten ay, parlak ay. (Türkçe)
Simber: Göğsü gümüş gibi oları. (Farsça)
Simce: Gümüş gibi parlak, beyaz. (Türkçe)
Simge: Sembol, işaret. (Türkçe)
Simten: Teni gümüş gibi parlak ve güzel. (Farsça)
Sinahora: Konuşkan. (Lazca)
Sincan: Kırmızı renkte ıtırlı bir bitki, Ankara'nın bir ilçesi. (Türkçe)
Sinem: Gönlüm, yüreğim, çok sevdiğim. (Türkçe)
Sirap: Suya doymuş, taze, köpre. (Farsça)
Siren: Mitolojide geçen şarkıcı kızlar, denizkızı. (Türkçe)
Siret: Ahlâk, kişilik, tarz. (Arapça)
Solmaz: Her zaman taze, körpe, renkli. (Türkçe)
Somay: Ay gibi kusursuz, eksiksiz, güzel. (Türkçe)
Sonat: Bir iki çalgı için üç dört bölümlük müziki yapıtı. (Fransızca)
Sonay: Ayın son dönümü. (Türkçe)
Sonbahar: Güz. (Türkçe)
Sonel: Son memleket, son ülke. (Türkçe)
Songül: Son kız çocuğu anlamında, sonuncu gül. (Türkçe)
Songün: Sonuncu gün, yılın son günü, belirli bir şeyin son günü.
Songür: Güçlü bitiş.
Sonnur: Aydınlık sonuç, mutlu bitiş.
Sonol: Sonuncu ol.
Sonsen: En son sensin.
Sonsuz: Sürecek olan, sonu olmayan.
Sontaç: Sonuncu taç.
Sonver: Bitir, son olsun.
Sorgul: Kırmızı gül. (Kürtçe)
Soring: Kızıl (Kürtçe)
Sosık: Uğur böceği. (Kürtçe)
Sosın: Mavi ya da sarı rengi olan çiçek. (Kürtçe)
Sosınıne: Sosıngiller familyası. (Kürtçe)
Sozane: Çingene, rakkase. (Kürtçe)
Soycan: Soyu sevgili olan, sevilen bir soydan gelen.
Soydan: Nitelikleri soyundan gelen.
Soyhan: Han soyundan gelen, soyunda han olan.
Soykan: Soylu.
Sönmez: Işığın sürekli parlasın anlamında. (Türkçe)
Sönmezay: Aydınlığı bitmez ay, ay gibi hep parlayan.
Sönmezgün: Hep aydınlık olan gün, bitmeyen bir ışığı olan gün.
Sözen: Güzel konuşan, hatip. (Türkçe)
Spaın: Güzel, hoş. (Kürtçe)
Staroşina: Eylül. (Lazca)
Strükan: Silvan'da Kürt aşireti. (Kürtçe)
Su: Canlıların temel içeceği, hayat iksiri, sıvı. (Türkçe)
Suadiye: Yararlı, faydalı. (Arapça)
Suat: Mutlu, Mutlulukla ilgili.
Suay: Su gibi berrak, ay gibi parlak. (Türkçe)
Suci: Sarmaşık. (Lazca)
Sudan: Su gibi duru, suya benzeyen, Afrika'da bir ülkenin adı. (Arapça)
Suheyla: Süheyla yıldızı. (Türkçe)
Suhendan: Güzel söz söyleyen, güzel söz bilen. (Ermenice)
Sultan: Padişah, hükümdar, padişah ailesinden kadın, baş taç. (Arapça)
Sumer: Sümer: Aşağı Mezopotamya'da IV-V binyıl-larında yaşamış devlet.
Sumru: Yüksek yer, tepe, üst. (Arapça)
Suna: Yaban ördeği, uzun boylu, güzel. (Arapça)
Sunal: Sunma, gönderme.
Sunam: Uzun boylum, suna gibi güzel olan sevgili.
Sunar: Takdim eden, saygılı. (Türkçe)
Sunay: Ay gibi güzelliğini veren. (Türkçe)
Sungu: Sunu: Büyüğe verilen armağan.
Sürme: Sırma. (Kürtçe)
Surperi: Peri güzeli. (Kürtçe)
Surşirin: Gönül alıcı. (Kürtçe)
Suzan: Yakıcı, yakan, coşkulu. (Farsça)
Süeda: Uğurlu, kutlu insan. (Arapça)
Süheyla: Yumuşak huylu, sakin. (Arapça)
Sülün: Uzun kuyruklu, eti beğenilen güzel bir kuş türü, uzun boylu. (Farsça)
Sülünay: Sülün gibi güzel ay. (Türkçe)
Sümbül: Sünbül: Zambakgillerden, çiçekleri kokulu, çeşitli renklerde süs bitkisi. (Farsça)
Sümer: Bkz. Sümer.
Sümeyra: Sümeyre: meyve çağlası, yaprak kıvrımı. (Arapça)
Sümre: Esmerlik, karayağızlık. (Arapça)
Sünbüle: Başak. (Arapça)
Sündüs: Parlak renkli, nakışlı ipek kumaş. (Arapça)
Süren: Devam eden, ortaya çıkan. (Türkçe)
Süreyya: Ülker yıldızının öteki adı. (Arapça)
Sürmeli: Gözleri doğuştan sürmeli kız, bir tür buğday. (Türkçe)
Süsbil: Başak. (Türkçe)
Sülin: Çiçekli çayır. (Kürtçe)
Süsen: iri çiçekli, kokulu bir süs bitkisi. (Türkçe)
Süslü: Süslenmiş, süsleri güzel.
Süveyda: Kalpteki kara benek, gizli günah. (Arapça)
Süzül: Bakıl, sevil, beğenilen. (Türkçe)
Süzülay: Ay gibi süzülen.
Ş (122 İsim)
Şa: Olabildiğince, mümkün olduğu kadar. (Lazca)
Şabaş: Ödül, armağan. (Kürtçe)
Şadan: Sevinçli, keyifli, hoşnut. (Farsça)
Şadıman: Şaduman: Sevinçli, hoşnut.
Şadiye: Şaziye: Güzel sesle şarkı söyleyen, şiir okuyan. (Arapça)
Şaeste: Onurlu. (Kürtçe)
Şafak: Güneşin doğmasından önce ufukta beliren aydınlık. (Arapça)
Şafir: Kır, bozkır. (Kürtçe)
Şagosgi: Sarışın kadın. (Ermenice)
Şaheser: Kalıcı, değerli, üstün yapıt. (Farsça)
Şahika: Dağ tepesi, doruk, zirve. (Arapça)
Şahnaz: Çok nazlı. (Farsça)
Şahnisa: Hükmeden kadın. (Farsça)
Şaika: İstekli, hevesli. (Arapça)
Şaire: Şiir yazan kadın. (Arapça)
Şaiyan: Değerli, kıymet. (Kürtçe)
Şakar: Neşeli, sevinçli, şen.
Şamirom: Asur kralı Nino'nun karısı. (Ermenice)
Şan: Ün, nam, şöhret, san. (Arapça)
Sanal: Adın duyulsun, şöhretli ol. (Arapça)
Şanazi: Gurur, kibir. (Kürtçe)
Şanlı: Ünlü, adı bilinen.
Sansal: Ünün yayılsın, isim sal. (Arapça)
Şansel: Adı sel gibi yayılan.
Şayan: Yakışır, yaraşır, değer. (Farsça)
Şayeste: Uygun, yaraşır (Farsça). Değerli, layık. (Kürtçe)
Şaylan: Nazlı, neşeli. (Farsça)
Şaziye: Gönül ferahlığı, memnunluk. (Farsça)
Şebnem: Bitkilerin üzerinde biriken su damlacıkları, çiğ. (Farsça)
Şebnur: Gecenin ışığı, ayışığı. (Farsça)
Şefika: Şevkatli, sevecen. (Arapça)
Şefkat: Sevecenlik, acıma ve sevgi duygusu. (Arapça)
Şehime: Akıllı, kurnaz ve zeki. (Arapça)
Şehnaz: Çok nazlı. (Farsça)
Şehriye: Kentli, şehirli, kibar, nazik. (Farsça)
Şeker: Tatlı bir besin.
Şekerim: Tatlı.
Şekibe: Sabır, dayanma, tahammül. (Arapça)
Şelale: Büyük Çağlayan, cavlan. (Arapça)
Semin: Ahududu. (Kürtçe)
Şeminur: Mum ışığı, mum aydınlığı. (Arapça)
Şems: Güneş. (Arapça)
Şen: Sevinçli, neşeli. (Farsça)
Şenahi: Zenginlik, ferahlık. (Kürtçe)
Şenal: Sevinçli ol, sevinçle ilgili.
Şenay: Neşeli ve aydınlık. (Farsça)
Şenbul: Neşeli, mutlu ol. (Türkçe)
Şencan: Neşeli insan. (Türkçe)
Şendağ: Dağ gibi büyük sevinçli.
Şendeniz: Deniz gibi engin sevinçli.
Şendil: Tatlı dilli. (Türkçe)
Şendoğan: Sevinçli doğmuş.
Şenel: Sevinç veren.
Şener: Sevinçli.
Şengil: İyi yürekli, neşeli kişi. (Türkçe)
Şengönül: Gönlü sevinç dolu.
Şengül: Güleryüzlü, hoşsohbet (Türkçe)
Şengün: Sevinçli geçen gün. (Türkçe)
Şeniz: Sevinçli, mutlu anı. (Farsça)
Şenkal: Sevinçli ol.
Şenol: Neşeli ve mutlu yaşa. (Türkçe)
Şenöz: Özünden sevinçli olan.
Şensoy: Sevinçli soydan gelen.
Şensu: Mutlu ve su gibi berrak. (Türkçe)
Şenyer: Sevinç veren yer.
Şenyıl: Sevinçle geçen yıl.
Şenyüz: Güleç.
Şerare: Kıvılcım, ateş parçası. (Arapça)
Şerbet: Tatlı ve şirin. (Arapça)
Şerefnaz: Büyük, ulu ve nazlı, edalı. (Arapça)
Şerife: Onurlu, temiz, soylu, kutsal. (Arapça)
Şerin: Şirin, sempatik. (Kürtçe)
Şermin: Utangaç, mahcup. (Farsça)
Şetxi: Çiy. (Lazca)
Şevval: Kamer takviminde onuncu ay. (Arapça)
Şewane: Mısra, şiir, nazım. (Kürtçe)
Şeyda: Çılgın, tutkun, âşık. (Farsça)
Şeydacan: Çok seven, tutkuyla seven, âşık.
Şeydagül: Gül gibi tutkuyla seven.
Şeydagün: Tutku dolu gün.
Şeydasoy: Soydan tutkun olan.
Şeyma: Bedeninde ben taşıyan. Tutkun kadın. (Türkçe)
Şeza: Koku, arama. (Arapça)
Şezre: Süs için takılan veya asılan inci ve altın. (Arapça)
Şıpqe: Doğru, gerçek. (Çerkesçe)
Şıra: Üzümden yapılan mayhoş bir içecek, sarımsı renkte. (Arapça)
Şıray: Çok aydınlık, çok ışıklı. (Arapça)
Şıraze: Esas düzen, nazan. (Farsça)
Şıvan: Çoban, sığırtmaç. (Kürtçe)
Şifa: İyileşme, sağlık, sıhhat, esenlik. (Arapça)
Şiir: Sözcüklerin ses uyumuna göre yazılan, güzel sözler, duygu, coşku ileten güzel etkileyici söz. (Arapça)
Şina: Sarılmış ip yumağı. (Lazca)
Şineri: Saygın, saygı duyulan. (Lazca)
Şirame: Buğdaygillerden bir bitki. (Türkçe)
Şiraze: Esas, düzen, nizam. (Farsça)
Şiret: Öğüt, nasihat. (Kürtçe)
Şirin: Canayakın, sevimli. (Farsça)
Şirinay: Ay gibi sevimli.
Şirincan: Gönlü sevimli olan.
Şirine: Tatlılık. (Kürtçe)
Şiringül: Gül gibi sevimli.
Şiringün: Sevimlilik dolu bir gün.
Şirinsoy: Şirin bir soydan gelen.
Şirvan: Aslan barınağı, İran'da bir kent. (Farsça)
Şişan: Güzel kokulu çiçek. (Kürtçe)
Şive: Söyleyiş biçimi, naz, cilve, eda. (Farsça)
Şivecan: Nazlı sevgiler.
Şivekar: Nazlı, edalı, işveli. (Farsça)
Şivin: Eser, yapıt. (Kürtçe)
Şoçentsıuk Aliy: Ünlü Adı-ge-Çerkez şairi. 1900-1941 yılları arasında yaşamıştır. Almanlar'in toplama kampında ölmüştür. (Çerkesçe)
Şoreş: Devrim, ihtilal. (Kürtçe)
Şozi: Güneş olmayan yer. (Lazca)
Şöhret: Ün, ad, tanınma. (Arapça)
Şölen: Kutlama, eğlenme amacıyla verilen yemek, sazlı sözlü toplantı, ziyafet. (Türkçe)
Şşowupsı: Eşsiz. (Çerkesçe)
Şuae: İyi. (Çerkesçe)
Şule: Alev, ateş. (Arapça)
Şulheghunıgh: Sevgi. (Çerkesçe)
Şura: Koku. (Lazca)
Şusan: Zambak. (Ermenice)
Şükran: İyiliği unutmamak, gönül borcu. (Arapça)
Şükriye: Şükrüye: İyilik bilme, gönül borcu duyma.
T (156 İsim)
Taciser: Baştacı, en çok sevilen. (Arapça)
Tacizer: Altın taç. (Farsça)
Tadım: Tat aldığım, güzelim. (Türkçe)
Tagan: Güvercin. (Azerice)
Tahor: Cennet. (Ernı)
Takuri: Kralın karısı. (Ermenice)
Talasani: Mısır çiçeği. (Lazca)
Talu: Seçkin, seçilmiş kişi.
Tamay: Dolunay, Ayın bütün durumu. (Türkçe)
Tamgül: Tam açılmış gül.
Tan: Şafak, Güneş'in doğuşunun öncesindeki alacakaranlık. (Türkçe)
Tanal: Şafak vakti.
Tanay: Aydınlık şafak.
Tanaydm: Aydınlık şafak.
Tandan: Şafakta doğan, şafaktan gelen.
Tandoruk: Şafakta aydınlanmış doruk.
Tanegül: Gül tanesi. (Türkçe)
Tanelgin: Şafakta gurbete giden.
Tangör: Şafağı gören.
Tangül: Şafakta açan gül. (Türkçe)
Tangülü: Şafak gülü.
Tangün: Şafakta başlayan gün.
Tangüner: Alacakaranlıktaki yiğit kimse.
Tansel: Şafakta başlayan sel.
Tanseli: Şafakta başlayan sel. (Türkçe)
Tanses: Şafağın sesi.
Tansu: Tan yeri gibi güzel, şu gibi berrak. (Türkçe)
Tanura: Gün doğumu, şafak. (Lazca)
Tanya: Danimarka lisanından alınma. (Ermenice)
Tanyel: Şafakta esen rüzgâr. (Türkçe)
Tanyeli: Şafakta esen rüzgâr. (Türkçe)
Tanyeri: Şafak vakti gün açan yer. (Türkçe)
Tanyıldız: Şafakta parlayan yıldız, Çobanyıldızı. (Türkçe)
Tanyol: Şafakta aydınlanan yol. (Türkçe)
Tanyüz: Yüzü şafak gibi aydınlık olan. (Türkçe)
Tanzer: Sarı altın gibi şafak. (Türkçe)
Tarçın: Kabuğu baharat olarak kullanılan, defnegillerden bir ağaç. (Farsça)
Tasvir: Resim, figür, betimleme. (Arapça)
Taşan: Taşkın, coşkulu. (Türkçe)
Taşanay: Coşkulu ay, ay gibi coşkulu. (Türkçe)
Tavge: Şelale (Kürtçe)
Tavık: Güneşli havada yağan yağmur. (Türkçe)
Taylan: İnce, kibar, güzel, uzun boylu. (Türkçe)
Tazegül: Yeni kopartılmış gül. (Farsça)
Tazegül: Yeni açmış gül. (Türkçe)
Tebessüm: Gülümseme.
Tecer: Becerikli. (Türkçe)
Teğsanik: Bildik kuş. (Ermenice)
Tekane: Biricik, tek. (Kürtçe)
Tekay: Ay gibi parlak, bir ay. (Türkçe)
Tekçe: Eşsiz, biricik.
Tekgül: Biricik gül. (Türkçe)
Tekil: Tek olan, tekle ilgili. (Türkçe)
Teknur: Bir tane ışık, ışıklı. (Türkçe)
Teksen: Yalnız sen. (Türkçe)
Teksin: Biriciksin, sensin, eşin bulunmaz. (Türkçe)
Temaşa: Hoşlanarak bakmak, izlemek. (Arapça)
Temen: Kıymet, değer.
Temime: Nazarlık, nazar boncuğu. (Arapça)
Temiz: Kiri, lekesi olmayan, iyi ahlaklı.
Temizcan: Temiz yürekli ve sevilen.
Temizel: Dürüst.
Temizsoy: Temiz bir soydan gelen.
Temizsu: Kirlenmemiş su.
Tenay: Teni ay gibi beyaz, parlak olan. (Türkçe)
Tenda: Işığın kız kardeşi. (Lazca)
Tendü: Yiğit, cesur. (Mo)
Tenibeyaz: Beyaz tenli.
Tenigül: Teni gül gibi açan.
Tennur: Nur gibi tenli, aydınlık, güzel. (Farsça)
Teona: Işıklı tarla. (Lazca)
Terazar: Varlıklı. (Ermenice)
Tercan: Genç, taze, körpe. (Türkçe)
Teren: Nesteren gülü. (Farsça)
Terim: İnce, nazik, bir konunun özel sözcükleri. (Türkçe)
Terken: Güzel kız, ok, kraliçe.
Terlan: Dişi şahin. (Kürtçe)
Tevger: Töre, adet, gelenek. (Kürtçe)
Tevrat: Dört kutsal kitaptan Hz. Musa'ya gelen. (Arapça)
Tezal: Çabuk ol.
Tezay: Çabuk ol. (Türkçe)
Tezcan: Atak, hızlı.
Tezel: Eli çabuk, çabuk iş gören, becerikli. (Türkçe)
Tezer: Atak, hızlı.
Tezgül: Erken açan gül.
Tezkan: Canlı, atak, hızlı.
Tıghem: Güneş. (Çerkesçe)
Tıranduhi: Cennet'ten gelen. (Ermenice)
Tırfanda: Turfanda. (Ermenice)
Tırmeh: Yılın yedinci ayı. (Kürtçe)
Tısha: Kraliçe. (İbranice)
Tijen: Kılıç kullanan, taç. (Arapça)
Tilbe: Gezgin ozan, derviş, abdal. (Türkçe)
Timya: Bulunması zor olan şey. (Lazca)
Tina: Hiç olmazsa, en azından. (Lazca)
Titiz: Çok düşkün, duyarlı, özenli, dikkatli. (Türkçe)
Toga: Küpe.
Togay: Çalılık.
Tokay: Çalılık.
Tokcan: Gönlü tok kişi.
Toköz: Özü tok olan.
Toksoy: Tok bir soydan gelen.
Tola: Dolu, güçlü, sevinç.
Tolgunay: Dolunay.
Toliçona: Göz nuru, gözışığı. (Lazca)
Tolunay: Dolunay.
Tomris: Peçenek Türkleri'nden bir kadın kahraman. Demir gibi güçlü kadın. (Türkçe)
Tomurcuk: Bitkinin çiçek ya da yaprak veren filizi. (Türkçe)
Topay: Top gibi yuvarlak ay, dolunay.
Topaz: Kahverengi, soluk sarı renkte, değerli bir süs taşı. (Yunanca)
Toprak: Yüryüzünün canlılara yaşama olanağı veren yüzey bölümü. (Türkçe)
Topun: Bal. (Lazca)
Toroci: Güvercin. (Lazca)
Töre: Eğitim, görgü, gelenek, soyluluk. (Türkçe)
Trağoda: Şarkı, türkü. (Lazca)
Tuğba: Güzellik, iyilik. (Arapça)
Tuğçe: Han dbi, küçük tuğ. (Farsça)
Tulü: Doğum, doğuş. (Arapça)
Tuna: Avrupa'da bir ırmağın adı, bol, yavru, görkemli. (Türkçe)
Tunacan: Tuna gibi sevilen.
Tunadan: Tuna ırmağından gelen, Tuna'yla ilgili.
Tunam: Tuna ırmağım.
Tunay: Ay gibi parlayan.
Turaç: Keklik cinsinden bir kuş.
Turçin: Sevinç kaynağı olan kız.
Turfa: Az bulunur, nadir. (Türkçe)
Turizı: Aynı. (Çerkesçe)
Turna: Göçebe bir kuşun adı.
Tuşol: Doğa, bereket tanrısı. (Çeçence)
Tutku: Şiddetli istek ve eğilimin yöneldiği amaç. (Türkçe)
Tutiya: Az bulunur, ender. (Ermenice)
Tutkun: Çok düşkün, bağlı, bol, tutsak, âşık. (Türkçe)
Tutkunay: Ay gibi tutkun, Ay'a tutulmuş gibi.
Tülay: Ayın ince ışığı. (Arapça)
Tülen: İlk çocuğunu doğuran kadın. (Arapça)
Tülin: Ayna, Ay'ın çevresindeki dairesel hale. (Arapça)
Tülinay: Parlayan, ışıkla çevrelenmiş Ay, Ayışığıyla kuşatılmış.
Tümay: Tam ay, dolunay.
Tümcan: İçten, her şeyiyle sevgili.
Tümgül: Tam gül, açılmış gül.
Tümgün: Tam gün, aydınlık gün.
Tün: Gece. (Türkçe)
Tünay: Mehtap, ayışığı, gece görülen aydınlık. (Türkçe)
Tünaydın: Aydınlık gece.
Türkan: Türklerde han eşi, kraliçe, güzel kız. (Türkçe)
Türkay: Ay gibi Türk.
Türkcan: Sevilen Türk, Türk gibi gönlü yüce.
Türkiz: İz bırakan Türk.
Türkmen: Bir Türk boyu, Türk gibi, Türk'e benzeyen.
Türköz: Özü Türk olan.
Türkü: Bir halk ezgisi. (Türkçe)
Tüten: Duman. (Türkçe)
Tütün: İçinde nikotin olan, sigara yapılan bir bitki. (Türkçe)
Tüze: Adalet, hukuk. (Türkçe)
Tüzel: Hukuksal, adli. (Türkçe)
Tüzün: Soylu, yumuşak, asil. (Türkçe)
U (48 İsim)
Ubereluli: Çocuksuz. (Lazca)
Uçkun: Kıvılcım, şerare. (Türkçe)
Ufuk: Denizle göğün, gökle yerin birleşmiş gibi göründüğü yer, düşünce gücü, anlayış, çevre. (Arapça)
Ugereli: İsteksiz, gönülsüz, bir işi içinden gelmeyerek yapma. (Lazca)
Uğur: Kimilerine göre iyilik getiren, iyilik kaynağı. (Türkçe)
Uğuray: Uğur getiren ay. (Türkçe)
Uğurcan: Uğur getiren sevgili, uğurlu sevgili. (Türkçe)
Uğurlu: İyilik getiren. (Türkçe)
Uğursal: iyilik saç. (Türkçe)
Uğursel: Uğur getiren sel. (Türkçe)
Uğurtan: İyilik getiren sabah. (Türkçe)
Ujden: Etki göstermek. (Lazca)
Ulcay: Olcay: Mutluluk, şans, talih. (Türkçe)
Ulini: Düşünce. (Urartuca)
Ulufer: Yüce ışık, çok aydınlık. (Türkçe)
Ulus: Aynı toprakta yaşayıp, aynı dili konuşan, aynı kader birliğini ve kültürü paylaşan topluluk, millet. (Türkçe)
Ulusal: Ulusun, milletin malı. (Türkçe)
Ulviye: Yüksek, yüce. (Arapça)
Ulya: Çok yüce, en yüce. (Arapça)
Uman: Bekleyen, tasarlayan. (Türkçe)
Umar: Çare, ilaç, deva. (Türkçe)
Umay: Devlet kuşu, Huma kuşu. (Türkçe)
Umaşonu: Beklenmeyen, umulmadık şey. (Lazca)
Umman: Okyanus. (Kürtçe)
Umran: Bayındırlık, gelişme. (Arapça)
Umut: Bekleme, ümit, umma, umduran, bekleten. (Türkçe)
Umutlu: Umudu olan, bekleyen. (Türkçe)
Unan: Sadakat, bağlılık, hak. (Türkçe)
Unat: Doğru yolu bulmuş. (Türkçe)
Uraz: Şans, Talih. (Türkçe)
Urza: Hedef, amaç. (Arapça)
Usal: Gerçeklik, doğruluk.
Uslu: Akıllı, yaramaz olmayan. (Türkçe)
Usun: Hüzün. (Türkçe)
Uşi: Salkım, ahenk. (Kürtçe)
Utku: Yenme, başarı kazanma, zafer, üstünlük. (Türkçe)
Utkugün: Başarı kazanılan gün. (Türkçe)
Uyar: Uygun, olurluluk. (Türkçe)
Uygar: Gelişmiş, çağdaş, insancıl, medeni. (Türkçe)
Uygun: Yakışan, yaraşan.
Uysal: Yumuşak başlı, uyumlu. (Türkçe)
Uzam: Bir nesnenin uzayda kapladığı yer. (Türkçe)
Uzan: Yetişen, büyüyen, gelişen. (Türkçe)
Uzay: Evreni içine alan sonsuz boşluk.
Uzca: Uzmanca, yetenekli, becerikli. (Türkçe)
Uzel: Uzmanlık, uzman kişi. (Türkçe)
Uzer: Becerikli, akıllı kişi. (Türkçe)
Uzlet: Tek başına yaşama. (Türkçe)