Üyelerimiz görüşlerini önceden onay
olmadan anında yazabilmektedir, bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü
sorumluluk yazan kullanıcılara aittir, (Bütün kullanıcıların IP adresleri
tutulmaktadır) misafir.net yöneticileri itina ile icerik kontrolleri
yapmaktadır, yine de misafir.net'te yasalara aykırı unsurlar bulursanız MSN: Private@misafir.net
adresinden bizlere ulaşabilirsiniz, gereği yapılacaktır.
--->: Bir değil binmiş Aşk.. Gün değil ömürmüş Aşk
Sözlerin artık ikna etmediği bu yaşımda,
ağlamak da artık zor geliyor,
zoruma gidiyor.
Benden sana, söylemesi zor, yazması kolay bir kelime;
Hoşçakal.
Aldatıldığımı bildiğim bu geceden sana son bir yazı,
son bir hatıra.
Seni her çağırdığımda, artık yüreğime yumruk atamayacaksın.
Ben de bir başkasının yasak bahçesine uğramayacağım.
Artık ne gelmeni isteyeceğim, ne de kalmanı....
Bu akşam masamdaki tek bir mumu kendim için yaktım.
Senin oturduğun iskemle boş, ev boş...
İhanetin resmi boşlukta çizili...
Şimdi sen bir başka masada başka gözlerlesin.
Yüreğindeki pembe yalanlar büyüdükçe büyüyor.
Karaya çalan pembeler...
Kim, kimi kandırıyor bu alemde?
Kumdan kalelerimiz her dalgada yıkılıyor.
Kimseyi yolundan döndürecek gücüm yok artık.
Dayanıksızım, dayanaksızım...
Olduğun yerde kal...
Hoşçakal...
--->: Bir değil binmiş Aşk.. Gün değil ömürmüş Aşk
Aşktan Bahseden Bütün Şarkıları Azat Ettim Beynimden
Aşktan bahseden bütün şarkıları
Azat ettim beynimden bu gece..
Çenemde kilitli kalmış bütün cümleleri
Ki özgür olsalar da söylenmeyeceklerdi belki çoğu !!
Sana Seninleyken
Sensizlikten bahseden cümlelerimin
Aşkı anlatan bütün şarkıları
Azat ettim beynimden
Hani o üç kuruşa meyhane köşelerinde okunan
Hani o üçüncü kadehten sonra olma sahte kahramanların
Alkol kokan ağızlarından geceye yayılan
O ucuz şarkıları.
Acıları alkolle evcilleştirmenin bir faydası yok
Yahut bütün şarkıları silip atmanın beynimden
Bu gece bir şiir yazsam yeter
Sana
Seninleyken
Seni özlemeyi anlatan...
--->: Bir değil binmiş Aşk.. Gün değil ömürmüş Aşk
Hayatının yarısına ağlıyordu
Acil servisin iç burkan kokusuyla verdiği davete karşılık verdi. Hasta yakını gibi görünmeyi becerebildiği ve acil servisin güvenlik görevlileri her gece değiştiği için bir acı sevici olduğunu yine belli etmemişti. Doktorlar servisin dışında sohbet ettiğine göre içerisi kalabalık değildi. ‘Kesat bir gece.’ diye geçirdi içinden; ama ölümün kapıyı ne zaman çalacağının belli olmayacağını bir imam kadar iyi biliyordu.
Tepedeki hastaneye çıkan yokuştan siren sesleri duyuldu. Gözleri hiçbir ölümlünün göremeyeceği bir biçimde karanlık karanlık parladı. O, bu ninni sesinin yumuşaklığıyla ölgün gözlerini yumdu. Bir sinema kapısında aşığını bekleyen geçkin bir dul kadar heyecanlıydı. Ambulans kapıya dayandı. Hasta altmış yaşlarında bir kadındı. Yanında kocası olduğunu tahmin ettiği, lacivert çizgili pijamasının üzerine gri bir süveter giymiş, sakallı, aynı yaşlarda bir adam kaygılı, sulu gözlerle kadına bakıyordu. Birileri ‘sedye’ diye bağırıyordu. Yaşlı adam çatlak, güçsüz bir sesle ‘sedye’ diye bağırmak istiyordu. Olmuyordu.
Kadını acil servise aldılar. Kocası dışarıda kalmıştı. Yaşlı adam dünyanın neresinde olduğundan habersiz etrafına görüşsüz gözlerle bakıyordu. O, ciğerlerini korkunun soğuk kokusuyla dolduruyordu. Sırası gelmişti. Şimdi hasta yakını rolünü oynama zamanıydı. Yaşlı adamın yanına yaklaştı, koluna girdi. Yaşlı adam ne koluna girene baktı, ne de yürümekte olduğunun farkındaydı. Acı sevici, adamı dışarı çıkardı. Cebinden sigara çıkardı, ihtiyara uzattı. İhtiyar aldı, dudaklarının arasına koydu. Acı sevici, adamın sigarasını yaktı.
İhtiyar: ‘Beyin kanaması’ dedi, ‘Ne olduğunu anlamadım. Tansiyon dediler. Ambulans geç geldi. Yığıldı. Yarın oğlumlar gelecek. Çok hızlı geldik. Yığıldı birdenbire. Sofra da öyle kaldı. Tansiyon dediler ama… Oğlan olsaydı yanımda şimdi… Beyin kanamasından ölür mü insan?’
İhtiyar hep yere bakıyordu. Acı sevici, acısını yüzünden emiyormuş gibi ağzı sulanarak adamı izliyordu.
İhtiyar: ‘Oğlum olsaydı…’ dedi.
Sonra da oğlunu aramak geldi aklına. Cebinden telefonunu çıkardı. Bir lastik iple boynuna tutturduğu gözlüğünü, sarktığı yerden alıp yüzüne taktı. Oğlunun numarasını çevirdi.
Karşı taraf cevap verdi. Acı sevici, kurbanına daha bir yaklaşmıştı.
‘Annen hasta. Yarın gelecektiniz. Yarın gelmeyin. Şimdi gelin. Hastanedeyiz. Ambulans geç kaldı. Ama çok hızlı gidiyordu. Tansiyon dediler. İnsanın beyni mi kanarmış? Tansiyondan dediler. Tamam.’
İhtiyar sessiz sessiz ağlıyordu. Acı sevici, adamın göz yaşlarını cebinden çıkardığı kağıt mendille siliyordu. Ağzının kenarında belli belirsiz bir çizgi şeklinde bir gülümseme uzuyordu göz yaşları eline değdiğinde. Arada bir de ağzına biriken salyaları yutuyordu. İhtiyar başını yerden kaldırıp acı sevicinin yüzüne ilk kez baktı. ‘Allah razı olsun.’ dedi. Acı sevici başıyla adamı selamlayıp içeri girdi.
İhtiyar cebinden bir sigara alıp yaktı. Acı sevici, içerden adamı izliyordu.
Kısa, sarı saçlı, dişi bir doktor, uzun bedenini beyaz önlüğü içinde bir kuğu zarifliğinde, bir ölüm yumuşaklığında acil servisin kapısından çıkarıyordu. Acı sevici bakışlarını hemen doktora yön etti. Kadın, ‘Remziye Yıldız!’ diye bağırdı, ‘Remziye Yıldız!’
İhtiyar sigarasını yere atıp kendisini çağıran sese doğru gidiyordu. Kadın doktorun önüne dikildi. Doktor yaşlı adamın kırmızı gözlerine bakıp:
‘Tüm müdahaleleri yapmamıza rağmen hastayı kaybettik’ dedi, ‘Başınız sağ olsun’.
Adam anlamamış baktı.
‘Kayıp mı ettiniz?’
Doktor bir şey demeden adamın yüzüne bakıyordu.
İhtiyar kadına öfkeyle:
‘Ambulans geç geldi!’ diye bağırdı.
Doktor, ‘Üzgünüm’ dedi.
Adam, ‘Öldü mü?’ diye sordu.
Doktor başıyla ‘evet’ ledi, ‘Cenazeyi istediğiniz zaman alabilirsiniz.’
Adamın başı önüne düştü. Kadın, üzgün olduğunu anlatan cümlesini, yaşlı adamın, gözü yaşlı adamın omzuna eline koyarak yineledi ve acil servisin kapısından içeri girdi.
İhtiyar dışarı çıktı. Sigara yakacaktı, beceremedi. Sigarayı yere attı. Sonra kendini yere attı. Hüngür hüngür ağlamaya başladı. ‘Ambulans geç geldi!’ diye bağırıyordu. Güvenlik görevlilerinin adamı kaldırmak için davrandığını gören acı sevici, onlardan önce ihtiyara ulaştı. Görevlilere, ‘ben ilgilenirim’ gibisinden bir işaret yaptı. Görevliler ihtiyarı, acı sevici olduğunu bilmedikleri adama bıraktı.
İhtiyar hala ağlıyordu. Hayatının yarısına ağlıyordu. Bundan sonrası eksik kalan hayatına ağlıyordu. Acı sevici, adamın acısını ellerini doladığı koltuk altlarından emiyordu. İhtiyarı ambulansların arkasındaki banka oturttu. Bir sigara yakıp ihtiyarın dudakları arasına yerleştirdi. İhtiyar çabuk çabuk birkaç nefes çekti. Biraz sakinledi. Başını kaldırdı. Arka arkaya dizilmiş olan hareketsiz ambulansları gördü. Akıl almaz bir çeviklikle kalkıp ambulansları tekmelemeye başladı. Acı sevici, öfkeyle karışık acının dayanılmaz cazibesiyle adamı yakaladı, yerine oturttu. İhtiyarın sakallı yüzünü ellerine alıp gözlerine baktı. Tıslar gibi bir sesle ‘Herkes ölür.’ dedi. Ellerini adamın yüzünden çekti. Ayağa kalkıp tıslamaya devam etti: ‘Şimdi acını yaşamalısın.’
Ardında bir ölüm meleğiyle konuştuğunu sanan adamı bırakıp hızlı adımlarla uzaklaştı.
Evine geldi. Acıdan bitkin düşmüştü. Kıyafetlerini çıkarmadan bedenini yatağa serdi. Bir süre mutluluk dolu bir gülümseyişle karanlığın gizlediği tavana baktı. Sonra gözlerini yumup ağlamaya başladı.