Hüzün rengiydi gözlerin,
İki ürkek güvercin, ellerin...
Hüznü, en çok Eylül e yakıştırırım ben...Hüzün ve Eylül iki kardeş gibidir hep içimde..Şiir in kardeşi öykü gibi..
Sonbahardır hüzün..
düşen bir yapraktır..
kime söylendiği bilinmeyen şarkıdır...
yada kime yazıldığı bilinmeyen şiirdir..
belki de saça düşen bir aktır hüzün...
En çok sonbahara yakışsa da, sanırım hüznün mevsimi kendi içinde..
Sevdiklerinizi getirin aklınıza..
onların hüzünlü anlarını..
hüzünlü bakışlarını...
hüznünü saklayarak gülümsemeye çalışmalarını..
Bazen, en sevdiğiniz halleri değil midir, bu halleri…
Camın buğusuna yazdığınız, kendi hüznünüzü hatırlayın bir de..
Hiç fark etmemiştim gözlerinin gerçek rengini
O kadar hüzündün ki
Başka ne renk olabilirdi..
Doğanın en güzel anlarında gizlidir hüzün..
sevgiliyle sabaha kadar doğsun diye beklediğiniz güneşin renginde
yada batsın diye beklediğimiz dağın eteklerinde
uykulu hallerde…
uyumak istememelerde…
Hüzün, eski günlüklerimizde..okuduğumuz satırların anlattığı geçmişimizde..
Geleceğimizin endişesinde..
Dünyanın üstünü örterken karanlık, nereye koyacağını bilemediğin ellerindeydi hüzün..
Kayarken yıldızlar, tuttuğun dilekteydi bir de..
Bir de gülümserken, dudağının kenarındaydı sinsice..
Yaz yağmurundaydı hüzün..
Kar’ın beyazındaydı..
Kalabalığın içindeki yalnızlıktaydı
Söylenemeyen,söylenmemiş sözlerdeydi hüzün..
Hüzün rengiydi gözlerin..
Renklerin en güzeliydi…
En sevdiğimdi…
alinti