Üyelik tarihi: Sep 2006
Nerden: H:\Documents and Settings\All Users\Desktop
Yaş: 19
Teşekkür & Tepki Teşekkür: 0
Tepki:0
Karizma REP Gücü : 0
REP Puanı : 451610317
İletişim
Reklam Alanı Yanlış mezar, yanlış kahraman[19/03/2007] Nusrat Mayın Gemisi komutanı Yüzbaşı Hakkı Bey'in kemiklerini sızlattık Gazetelerde bir haber vardı, okuyunca çok sevindim. 18 Mart 1915 Deniz Zaferinin hazırlayıcısı, Nusrat mayın gemisinin komutanı Yüzbaşı Hakkı’nın mezarı bulunmuş, onarılmış ve törenle açılmıştı. Evet bir kahramanın daha hakkı teslim edilmiş, onuruna uygun tören yapılmıştı. Cumartesi günü Aynanın Arkası programının seyircilerinin anlattıklarını çok sevdiği ve bazılarının da göz yaşı döktüğü Bülen Eryavuz’un (94 yaşındaydı, ışıklar içinde uyusun) cenaze töreni vardı, oradan ayrılıp Kulaksız mezarlığı Zindan Arkası’ndaki Yüzbaşı Hakkı’nın olduğunu iddia ettikleri mezarı ziyarete gittim. Ellerimi açtım, dua edeceğim, birden bire donakaldım. Felç mi geldi diye de korktum. Gözlerim beynime komut vermiş ve beni durdurmuş olduğunu sonra farkeetim; mezarı onarılan Hakkı yanlış kişi değil mi! Mezar taşında yazılı olan ve törenle mezar açılışı yapılan isim “Armatör İsmail Hakkı (1875-1933)” öteki iki kişi de Hidayet Karamürsel (1923-28.1.1991) ve Hasan Fehmi Karamürsel (1336-1928). Başımdan aşağı kaynar sular döküldü. "Burası Türkiye her şey olur" dedim. Ama bu kadarına da pes doğrusu! Mezar yanlış, kişi yanlış. Bundan sonrasını kim nasıl düzeltecek? Sanırım Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Yener Karahanoğlu’nun duruma müdahale etmesi gerekiyor. Yoksa her yıl 18 Mart’ta yanlış kişinin mezarı başında törenler yapılacak. İnancım odur ki, bu yanlış bilinerek yapıldı. Ben size bu mezarın onarılma kararının alındığı toplantıyı ve olayın aslını ve gerçek Hakkı’yı anlatayım. Geçen yıl, İGDAŞ Alibeyköy’de halka açık bir Çanakkale Zaferi toplantısı yaptı. Konuşmacı olarak ben, yazar Mehmet Niyazi, Prof.Süleyman Beyoğlu ve Zekeriya Kurşun vardık. 18 Mart deniz zaferinin hazırlayan mayınları döken Nusrat’ın ve iki bahriye subayı Binbaşı Nazmi (Akpınar, ölümü 3 Mayıs 1940) ve Yüzbaşı Tophaneli Hakkı’nın öyküsü anlattım. Bitirirken de Hakkı’nın mezarının yerini bilemediğimizi söyledim. Bunun üzerine Mehmet Niyazi, anlattığım öyküde bazı yanlışlar olduğunu, Yüzbaşı Hakkı’nın torununu tanıdığını ve mezarın da harap olduğunu söyledi. Toplantının sponsoru İGDAŞ’ın genel müdürü Levent Bey (soyadını bilemiyorum), çok iyi niyetle ve heycanla “mezarı yaptırmaya söz veriyoruz” dedi. Ben de kendilerine “Deniz Müzesi komutanlığını aramalarını, doğru bilgiyi almalarını, burada kafama yatmayan bazı şeylerin olduğunu” söyledim. Peki dedi. Müze Komutanına da telefon edip bilgi verdim. Bundan sonrasını bilmiyorum. Aradan bir yıl geçti ve mezarın onarıldığını gazetelerde okudum. Anlattığım gibi hevesim kursağımda kaldı. Zaten daha ilk söylendiğinde bunda bir “bit yeniği” var demiştim. 1981 yılından bugüne kadar deniz tarihiyle özellikle de savaş gemileriyle ilgili araştırma yapar, makaleler yazar, kitaplar yayınlarım. “Nusrat mayın gemisi” de çok ama çok özel ilgi duyduğum bir gemidir. Kısaca olayın seyrini yazayım. Yıl 1915, İngilizler’in Çanakkale Boğazı’na saldıracağı belli olmuştur. Bizimkiler de Boğaz’ı mayınladı. 7 mart’ı 8 mart’a bağlayan gece, depolarda kalan son 26 mayın her zamanki alışkanlığın tersine olarak, kıyıya paralel döküldü. Zaten zaferi de bu getirdi. Gemini komutanı Tophaneli Yüzbaşı Hakkı daha önce kalbinden rahatsızlık geçirmişti, mayın dökülme gecesinin heyecanı onu daha da hırpaladı. İlk öğrendiğime göre Yüzbaşı Tophaneli Hakkı, o gece gemide kalp krizi geçirip ölmüştü. Bunu konu alan bir de oyun yazdım. Pekçok okulda da sahneledik. Bir de makale yazdım. Deniz Kuvvetleri Dergisi’nde yayınlandı. 1987 yılında da “Destanlaşan Gemiler” adıyla bir kitabım yayınlandı. Ama yanlış yazmışım. Beni uyaran iki kişi, Amiral Vehbi Ziya Dümer ve Fahri Çoker oldular. Her ikisi de ışıklar içinde uyusun. Meğer Hakkı o gece değil, mayın döşeme olayından yaklaşık altı ay sonra, 14 Eylül 1915 tarihinde Kasımpaşa Bahriye Hastanesinde hayata veda etmiş. Bu yanlışımı daha sonra “Gelibolu 1915” adlı kitabımda okuyucudan özür dileyerk düzelttim.