Üyelerimiz görüşlerini önceden onay
olmadan anında yazabilmektedir, bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü
sorumluluk yazan kullanıcılara aittir, (Bütün kullanıcıların IP adresleri
tutulmaktadır) misafir.net yöneticileri itina ile icerik kontrolleri
yapmaktadır, yine de misafir.net'te yasalara aykırı unsurlar bulursanız MSN: Private@misafir.net
adresinden bizlere ulaşabilirsiniz, gereği yapılacaktır.
Katagorisinde ve Dua, Ayet, Hadis Forumunda Bulunan Fatiha'yı Anlamak Konusunu Görüntülemektesiniz.=>Fatiha Sûresi’nde namaz kılan kişi, “Hamd ve övgü âlemlerin Rabb’i Allah’a mahsustur.’’ (Elhamdülillahi Rabbi’l-Âlemin) dediğinde,
..;Rabb’i ona seni övülmüş ve en takdir ettiğim kullarımın seviyesine hem dünyada hem ahirette çıkartacağım ...
Sonsuz övgü ve şükürler Yüce Rabbimize
Salâtü selâm Peygamberimize ve tüm îman edenlere..
Duâların en üstünü olan Fatiha Sûresi, Ümmü’l Kur’an’dır. Kur’an’ın özü ve temelidir. Ölümden başka maddi ve manevi tüm dertlere şifa olan Fatiha sûresinin özellikleri ve faziletleri pek çoktur.
Bedensel yapımızın havaya, suya ve gıdalara ihtiyacı olduğu gibi, rûhumuzun da Fatiha sûresine ihtiyacı vardır. Bu nedenle farz, vacip, sünnet ve nâfile namazların her rek’âtında bu sûre okunmaktadır.
Bu mübarek ve kutsal sûreden yansıyan ilahî nûrla gaflet perdelerini aşalım ve dünümüze, bugünümüze ve yarınımıza bakalım.
Kapkara ve pıhtılaşmış bir kan parçası ile başlayan bedensel yapımız, bebeklik, çocukluk ve gençlik devrelerini hızla aşıp bugünkü duruma gelmiştir.
Ancak!.. Zaman denen efsanevi gücün kesin etkisi altında olan bedensel yapımız, sürekli değişim sürecine uğramakta ve bulunduğu seviyeyi koruyamamaktadır.
Bu nedenle yarınlarımızı düşünmek zorunluluğundayız. Lütfen, başımızı kaldırıp, gözümüzü açalım ve uzanıp geleceğimize bakalım.
Teneşir üstünde yıkanan nazik bedenimizin bembeyaz bir kefene sarıldığını ve tabuta bindirilip omuzlar üzerinde mezara doğru götürülmekte olduğunu görürüz.
Birazcık daha ileri bakacak olursak, Sûr’un üfürülüşünü ve çatlayan kabrimizden fırlatılıp sorgulanmak üzere mahşer yerine götürülüşümüzü de görürüz.
Sakın ha! bunları hayal diye algılayıp kendimizi aldatmayalım ve Azrail’e gafil yakalanmayalım.
Çok hızlı seyreden zaman aracındayız ve dün ile yarın arasında yolculuk yapmaktayız. Her saat dünden kilometrelerce uzaklaşmakta ve yarınlara yaklaşmaktayız. İş, güç, hastalık ve yaşlılık derken, salâmız okunur ve cenaze namazımız kılınıverir.
Âdetullah budur. Tüm beşerin kader denilen anayasalarında bu maddeler yazılıdır. Ayrıca, bu maddeler değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez ibaresi de vardır.
Bunları düşünüp korkmana ve ürperti duymana gerek yok. Sen bir yolcu olduğuna göre, yolcu yoluna yakışır. Ruhlar âleminden ana rahmine ve oradan da dünya gezegenine geldiğin gibi, Berzah âlemine gidişin de normal ve doğaldır ve kader anayasasının değiştirilemez maddelerinin gereği budur.
Bedenin uyku âleminde dinlendiği gibi, rûhun da Berzah âleminde dinlenecek ve sonra yargılanmak üzere Mahşer yerine götürüleceksin.
Sevgili Peygamberimiz : “Uyku ölümün kardeşidir‿ buyurdu. İnsanlar İslâmî yaşantılarına orantılı güzel ve manevî rüyalar gördükleri gibi, Berzah âleminde de Cennet bahçelerinin ruhsal zevkini yaşayacaklar ve İslâm’dan kopanlar da Cehennem çukurlarının azabını çekeceklerdir.
Hazreti İsrâfil ikinci kez Sûr’a üfürünce, yeni bir güneş doğacak, yeni bir gün olacak ve tüm canlılar sorgulanmak üzere mahşer yerinde toplanacaklardır.
Amel defterleri dağılacak, günahlar ve sevaplar tartılacak, İlâhî adalet uygulanacak ve insanın yolculuğu Cennet veya Cehennem’ den biri ile noktalanacaktır.
Sakın, sakın! Ümitsiz olma. Ben kim? Cennet nerede? deme. En büyük günah Allah’ ın rahmetinden ümit kesmektir. Ama, hayalci de olma. Ekmeden biçilmez ve herkes ektiğini biçer. Rezzak isminin gölgesinde rızkını aramak için çalıştığın gibi, Gafûr isminin gölgesinde de af edilmenin yollarını ara. Allah Kerîm’ dir derken, Allah’ ın Âdil olduğunu da unutma.
Tevbe kapısı herkese açıktır. Hiç kimsenin tekelinde değildir. Para, pul ve dilekçe de istemez. Yeter ki, günahlarından kop ve yaptıklarına pişman ol. Ancak, çok acele et. Kalbin daha fazla kararmadan, canın boğazına dayanmadan, tevbe kapısı yüzüne kapatılmadan ve Güneş batıdan doğmadan önce tevbe et.
Tevbe edip günahlarından arındığın zaman, kıbleye dönüp alnını secdeye koyduğun zaman ve yalnız Allah’a kul olduğun zaman, tertemiz kalbine İlâhi nûr akımı başlar.
İşte! o zaman bambaşka bir insan olursun, gerçek kimliğini, doğal yaşamını bulursun ve kendini başka dünyalarda bulursun.
İnancını ve geleceğini yalnız görme duygusuna endeksleyen ve “görmediğime inanmam‿ diyen gafillerden olma.
Sonsuzluk ve sınırsızlık sıfatları yalnız Allah’ a mahsustur. İnsanların diğer duyguları gibi görme duyguları da sınırlıdır.
Madde âlemindeki renksiz gazları, havayı ve mikropları göremeyen gözler, sesleri ve kokuları da göremezler. Ayrıca aynı çaptaki cisimlerin uzaktakilerini daha küçük ve yakınındakileri daha büyük gören gözler, yıldızları da nohut tanesi kadar görürler.
Evet, gözler her şeyi göremediği gibi, gördükleri de gerçeği tam olarak yansıtmaz.
Görme duygumuzu kısıtlı yaratan Allah’ a çok şükürler edelim. Kirazın içindeki kurtları görünce tiksinerek yere atarız. Ya! İçtiğimiz sulardaki, yediğimiz gıdalardaki ve teneffüs etmek zorunluluğunda olduğumuz havadaki milyonlarca mikropları açıkça görsek ne yapabiliriz?
Ayrıca, cinleri, ruhları ve melekleri sürekli görüp, konuşmalarını duysak nasıl yaşarız?
Gözlerimiz tüm varlıkları sürekli görse ve kulaklarımız tüm ses dalgalarını sürekli duysa, insanın beyinsel yapısı bunlara kaç saat dayanabilir?
Madde âleminden yaratılan gözlerin, kendi âlemindeki varlıkları görebilmesi kısıtlı iken, madde ötesi âlemleri görebilmesi beklenemez. Gerçek kimliğimiz olan RUH’larımız da melekler gibi madde ötesi âlemlerdendir. Bu nedenle maddesel gözlerimizle kendi ruhlarımızı da göremeyiz. Ancak, varlığını inkâr edemeyiz. İnançlı ve inançsız tüm insanlarca ruhların varlığı kesinlikle kabul edilmiş ve rûhunu inkâr eden bir deliye dahi rastlanmamıştır.
Maddesel yapımız olan bedenlerimiz için Rûh’un gereği ve önemi ne ise, madde âlemi için de meleklerin gereği ve önemi aynı eşit orandadır.
Ruh’suz beden ve meleksiz madde âlemi anlamsızdır. Bu nedenle Yüce Rabbimiz, bedenlerimizden önce ruhlarımızı ve göklerden önce melekleri yaratmıştır.
Ruh’suz beden ve meleksiz madde âlemi olamadığı gibi, kâinat (evren) ta RAB’siz olamaz.
Kâinattaki denge, düzen, disiplin ve kesin hakimiyet, bütün âlemlerin Rabbi olan Allah’ ın varlığının ve birliğinin kesin şahididir.
Bir insanın bedeninde bulunan ortalama otuz trilyon hücrenin rastlantı ve tesadüflerle bir araya gelerek organları ve dengeli bir bedensel yapıyı oluşturmaları imkânsız olduğu gibi, Güneş sistemleri ve galaksiler de rastlantı ve tesadüflerle oluşmamışlardır.
Akıl, bilinç ve irade duygularından yoksun olan ve yaşam süreçleri çok kısa olan hücrelerin, yaratıldıkları, yönlendirildikleri ve kesin bir denetim altında bulundukları kesindir.
Tüm canlıların bedensel yapılarını oluşturan hücreler teker, teker sayılıp elde edilen rakamlar yan, yana dizilse, Güneş sistemini aşan rakamlar konvoyu meydana gelir.
İşte! tüm bu hücreleri teker teker yaratan, bilen, gören ve dilediği gibi yönlendiren Allah, sonsuz ve sınırsız İlmi ve Kudreti ile, güneş sistemlerini de galaksileri de, tüm yıldızları ile, uyduları ile, atmosferleri ile ve aralarındaki açıları ile gezdirir, döndürür ve yönlendirir.
Ey insan!kim olursan ol. Kapıcı da olsan, devletin başında da olsan, camilerde imam da olsan, mason localarında üstad da olsan, medyanın patronlarından da olsan, belirsiz bir kişi de olsan, hastanede yatan garip bir hasta da olsan, aynı hastanenin başhekimi de olsan, elinde, iradende ve denetiminde olmayan hücreler topluluğundan meydana gelmiş bir varlıksın.
Rûhun bedenden ayrılmadan, hücrelerin dağılıp toprak olmadan ve SEN, Mahkeme-i Kübra’ da sorguya çekilmeden önce, kendine gel, gerçek kimliğini bul ve seni yaratan, hücrelerini yönlendiren RABB’ ini tanı.
kuranı kerim
__________________ -Hiçkimse kendisini olduğu gibi anlatmaz,
herkes kendisini olması gerektiği gibi anlatır..
Fatiha suresini anlamak gerçekten hayati bir meseledir. Namazsız mümin olmaz Fatihasız namaz olmaz. Allah resulu S.a.v. Bir hadisinde Kuranda ne varsa, fatihada var, fatihada ne varsa, besmelede var, besmelede ne varsa B'de var bende B'nin(B harfi) noktasıyım. diyor. Diğer iki arkadaşımızın anlatıklarından farklı bir pencereden Fatiha suresine bakalım.
Fatiha suresinin giriş bölümüne dikkatle bakıldığında besmeleyi bize hatırlatır. Besmele Allah Rahman ve Rahimdir. diye açıklanabilir. Fatiha suresinin birinci ayeti besmeledir. sonra Allah CC Rahman ve Rahim isimlerini tekrar söyler ve buna, Hamde layık olduğunu ve Malik ismini ilave eder. Buraya kadar anlatılanlarla kullarına kendisini tanıtır. Kullarının yalnız kendisine ibadet etmesini yalnız kendisinden yardım istemelerini bildirir ve doğruyolu göstermesi için dua etmelerinin gereğini anlatır. Yolunu şaşırmış ve sapmışların olduğunu bildirir. Yolu şaşırma ve sapkınlıktan kurtulma için dua edildiğinde kabul edeceğini amin ile onaylatır. Arkasında doğru yolu tarif eder Bakara suresinin giriş bölümünde İşte bu kitap doğru yolu göstermede kendisinde şüphe olmayandır, der. Besmele ile kendimizde bir otokontrol mekanızmasını hayatımızın her safhasında uygularsak yani her eylemimizde AllahCC bundan razımı, bu eylem yada söylem Allah CC yasaklarındanmı? eğer yasak ise besmele çekemeyeceğimize göre bizi her yönümüz ile kontrol etmiş olur. Örnekleyecek olursak yalan söylemek için besmele çekilemez, haram işlemek için besmele çekilemez. Bu örnekler çoğaltılabilir. Bu otokontrol bize hesap günü için büyük bir hazırlık imkanı vermiş olur. Allah CC bizleri doğru yola ilettiklerinden eylesin.
Müddessir sûresinden sonra Mekke'de inmiştir. 7 âyettir.
Kur'an'ın ilk sûresi olduğu için açış yapan, açan mânâsına "Fatiha" denilmiştir.
Ana kitap mânâsına "Ümmü'l-Kitâb",
dînin asıllarını ihtiva eden mânâsına "el-Esâs",
ana hatlarıyla İslâm'ı anlattığı için "el-Vâfiye" ve "el-Kâfiye",
ilk defa inen yedi âyet mânâsına "es-Seb'u'l-Mesânî",
birçok esrarı taşıdığı için "el-Kenz"
adları da verilmiştir.
1. Rahman ve Rahîm olan Allah'ın adıyla:
2. Hamd, âlemlerin Rabbi Allah'a mahsûstur.
3. O Rahman ve Rahîm'dir.
4. Din Gününün sahibidir.
5. Ancak Sana kulluk eder ve yalnız Senden yardım dileriz.
6. Bizi doğru yola eriştir.
7. Nimete erdirdiğin kimselerin yoluna; gazaba uğrayanların, ya da sapıtanların yoluna değil.
Bu sûreye "Fatiha" adının verilmesinin hikmetleri:
1. Mushaf onunla başladığı, Kur'ân okumaya, ilim öğrenmeye ve namaza onunla girildiği için; çünkü Fatiha "açan" demektir.
2. Her söze hamdele ile başlandığı için,
3. İlk nazil olan sûre olduğu için,
4. Allah Teâlâ'nın Levh-i Mahfûz'da yazdığı ilk söz olduğu için,
5. Dünyâda ulvî gayelerin, âhırette cennet kapılarının anahtarı olduğu için,
6. Kitâb-ı ilâhî'nin gizli hazîneleri onunla ortaya çıktığı için; çünkü Fatiha, ilâhî hitabın inceliklerini ihtiva eden hazînelerin anahtarıdır.
Kur'ân'ın bütün incelikleri ehline onunla münkeşif olur. Fâtiha'nın mânâlarını bilene müteşâbih âyetlerin kilitli kapılan açılır.
Fâtiha'nın aydınlığında müteşâbihlerin nûrlanndan derleme imkânı hâsıl olur.
Fâtiha'ya Ümmü'l-Kur'ân da denilmiştir. Ümm, bir şeyin aslı, temeli ve anası demektir. Kur'ân'ın ana hedefi şu dört şeydir:
a) Ulûhiyyet
b) Nübüvvet
c) Âhıret
d) Kaza ve Kaderin Allah'dan olduğunu isbât.
Fâtiha'daki "Hamd âlemlerin Rabbına aittir" âyeti, ulûhiyyetin ikrârıdır.
"Din gününün sahibidir" sözü, âhırete delâlet eder.
"Ancak Sana kulluk eder ve ancak Senden yardım dileriz" âyeti, kader konusunda Cebriyye ve Kaderiyye gibi sapık fırkaların görüşünü nefy ederek her şeyin Allah'ın takdiriyle olduğunu isbât eder.
Fâtiha'ya "Seb'u'l-Mesânî" de denilmiştir.
Bunun sebebleri ise şöyle sıralanabilir:
1. Fatiha yedi âyettir. Bu âyetlerin her biri Kur'ân'ın yedide biri yerine kaimdir. Bu yüzden Fâtiha'yı okuyan kimse, Kur'ân'ın tamamını okumuş gibi ecir ve sevap kazanır.
2. Fatiha Sûresi'nin yedi âyetini okumak üzere ağzını açan kimseye, cehennemin yedi kapısı kapanır.
Bu iki sebeb, Fâtiha'ya seb' (yedi) denilmesinin sebebidir.
Mesânî denilmesinin sebebleri ise:
a. Her namazda en az iki kere okunması,
b. Her rekâtta kendisine fiilen veya hükmen bir başka sûrenin eşlik
etmesi
c. Mekke'de ve Medine'de olmak üzere iki defa nazil olması.
Bu sûreye ayrıca "Salât, Şifâ, Safiye, Esâsü'l-Kur'ân, Kâfiye, Vâfiye, Hamd, Sual, Şükür ve Duâ" gibi isimler de verilmiştir.
Çünkü bu sûrede, bu adlan almayı gerektirecek bütün özellikler vardır.
Fatiha'nın bir adı da "Sûretü'l-Kenz"dır.