Üyelerimiz görüşlerini önceden onay
olmadan anında yazabilmektedir, bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü
sorumluluk yazan kullanıcılara aittir, (Bütün kullanıcıların IP adresleri
tutulmaktadır) misafir.net yöneticileri itina ile icerik kontrolleri
yapmaktadır, yine de misafir.net'te yasalara aykırı unsurlar bulursanız MSN: Private@misafir.net
adresinden bizlere ulaşabilirsiniz, gereği yapılacaktır.
Katagorisinde ve Dini Serbest Kürsü Forumunda Bulunan İnsan,Cin.MeLek Konusunu Görüntülemektesiniz.=>MELEK,
Sebe suresi ayet 40
O gün, onların hepsini bir arada toplayacak (haşredecek), sonra meleklere diyecek ki: "Size tapanlar bunlar mıydı?"
İlk çağlardan beri her dönemde müşrikler, melekleri tanrı ve ...
İNSAN,
Müminun suresi ayet 78
O, sizin için kulakları, gözleri ve gönülleri yaratandır. Ne de az şükrediyorsunuz!
Kâfirlere, göz, kulak, akıl ve kalp nimetlerini gözönüne alıp, bunları insan gibi kullanarak, mesajını kabul etmek suretiyle Yaratıcı'ya şükretmeleri gerektiği anlatılıyor.
MELEK,
Secde suresi ayet 11
De ki: "Size vekil kılınan ölüm meleği, hayatınıza son verecek, sonra Rabbinize döndürülmüş olacaksınız."
Yani, sizin 'ben'iniz toz toprak olmayacak, fakat vadesi dolar dolmaz Allah'ın ölüm meleği gelecek ve onu bedenden çıkararak ona tamamen vaziyet edip vekil olacak. Tevkif edilerek öylece Rabbinin huzuruna çıkarılacak.
Şimdi bu kısa ayette ortaya konan gerçekleri biraz teferruatıyla mütalaa edelim:
1) Ayetten anlaşıldığına göre ölüm yeniden kurulması gerekli bir saatin aniden duruvermesi gibi vuku bulmaz. Aksine Allah bu amaçla, tıpkı resmî bir mutemedin bir şeyi vekâleten uhdesine alması tarzında canı almaya gelen özel bir melek tayin etmiştir. Kur'an'ın başka yerlerinde zikredilen teferruattan açıkça anlaşıldığına göre baş ölüm meleği maiyeti altında ölüme sebebiyet vermek, canı almak ve teminat altında tutmak gibi çeşitli görevleri icra eden bir memur melekleri kadrosu bulundurmaktadır. Dahası onların günahkâr nefislere yaptığı muamele, mümin ve muttaki nefislere yaptığı muameleden çok farklıdır.
2) Ayet şunu da göstermektedir ki, insanın varlığına ölümden sonra halel gelmez. Nefs yaşamaya devam eder. Kur'an'ın kelimeleri aynı gerçeğe delâlet eder: "Ölüm meleği size bütünüyle vekil olacak." Çünkü bir şey yoksa vekâleten uhdeye alınamaz. Bir şeyin vekâleten uhdeye alınabilmiş olması için, müvekkilin elinde bir varlık arzetmesi gerekir.
3) Ayet aynı zamanda şunu da işaret etmektedir ki, ölüm meleğinin vekâleten aldığı şey insanın biyolojik hayatı değil, canı "ben", "biz" ve "siz" gibi kelimelerle ifade edilen egosudur. Bu ego dünyadaki hayati faaliyeti esnasında ne tür bir şahsiyet geliştirmiş olursa olsun, bu özelliğinden hiçbir şey eksiltmeksizin ya da ona bir şey katmaksızın öylece alınıp Rabbine döndürülür. Aynı şahsiyete ahirette yeni bir doğuş, yeni bir cesed verilir. Mahkemeye çıkarılacak, hesaba çekilecek, ceza ve mükâfat alacak olan aynı şahsiyettir.
Ali imran suresi ayet 59
Allah nezdinde İsa'nın durumu, Adem'in durumu gibidir. Allah onu topraktan yarattı. Sonra ona "Ol!" dedi ve oluverdi.
Eğer bir mucize sonucu dünyaya gelmek insana Allah veya Allah'ın oğlu olma hakkını veriyorsa, Adem buna daha lâyıktır. Çünkü Adem anasız-babasız yaratılmıştır; oysa İsa'nın sadece babası yoktu."
İNSAN
Rad suresi ayet 2
Görmekte olduğunuz gökleri direksiz olarak yükselten, sonra Arş'a istivâ eden, güneşi ve ayı emrine boyun eğdiren Allah'tır. (Bunların) her biri muayyen bir vakte kadar akıp gitmektedir. O, Rabbinize kavuşacağınıza kesin olarak inanmanız için her işi düzenleyip âyetleri açıklamaktadır.
Yani, "Allah uzaydaki sayısız gök cismini görülür ve algılanır herhangi bir destek olmaksızın tutmaktadır." Her ne kadar zahiren bu cisimleri destekleyen hiçbirşey yokmuş gibi görünüyorsa da Allah'ın algılanamayan mutlak kudreti vardır. Bu kudret üzerinde bulunduğumuz yeryüzü de dahil olmak üzere, tüm gök cisimlerini ve felekleri kendileri için tayin edilmiş mekanda tutmakta kalmaz aynı zamanda aralarında herhangi bir çarpışmanın vukuuna da meydan vermez.
"Bizzat mülkünün Taht'ına oturmuştur." ayeti hakkında daha fazla ayrıntı için lütfen A'raf Suresinin 41. açıklama notuna müracaat ediniz. Burada bir mananın kavranma gayesi güdülmektedir. Bu hakikat, Kur'an'ın birçok yerinde, Allah'ın yeryüzünü sadece yaratmakla kalmadığı aynı zamanda mülkünü idare de ettiği, yarattığı alemin bazı cahillerin sandığı gibi birçok tanrı tarafından yönetilmediği; aksine yaratıcısı tarafından işletilen ve yönetilen düzenli bir sistem olduğu hakikatini açıklığa kavuşturmak için zikredilmektedir.
Şunu belirtmek gerekir ki, bu ayette ileri sürülen tüm tezlerin gerçek olduğunu bizzat ayetin muhatapları da kabul etmekteydi. Bu yüzden Allah'ın göğü direksiz yükseltmesi ve güneşle ay'ı değişmez bir nizamın kanunlarına tabi kılması gereğini ispatlamak için ayrıca delile ihtiyaç yoktu. Bu konular sadece, Allah'ın tek hakim ve kainatın tek yöneticisi olduğunu ispat etmek için zikredilmektedir.
Şimdi şu soruyu düşünelim: Böyle bir delil Allah'ın varlığına hiçbir şekilde inanmayan yahut O'nun kainatın yaratıcısı ve kainat işlerinin yöneticisi olduğunu kabul etmeyen kimseleri nasıl ikna edebilir? Buna verilecek cevap şudur: Kur'an'da Tevhid doktrinini desteklemek üzere ileri sürülen deliller aynı şekilde Allah'ın varlığını kabul etmeyen ateistlere karşı O'nun varlığını ispat için de uygulanabilir. Şöyle: Tüm kainat- yeryüzü, ay, güneş ve diğer sayısız gök cisimleri- aynı güçlü yasanın egemenliği altında işleyen mükemmel bir sistem teşkil eder. Bu, böyle bir sistemin (nizamın) Hakim ve Alim olan Kadir-i Mutlak bir Hükmedici tarafından düzenlendiğinin delilidir. Bu da sonuç olarak hiçbir dengi, eşi ve ortağı olmayan bir Allah'ın varlığını gerektirir. Zira yöneticisi olmayan hiçbir düzen, vazedicisi olmayan hiçbir yasa, hakimi olmayan hiçbir hikmet, bileni olmayan hiçbir bilgi yoktur. Şu halde inatçılar ve kendisinde duyarlık adına birşey kalmamış olanlar dışında hiç kimse halıkı olmayan bir mahluk düşünemez.
Bu nizam (sistem) yalnızca kendisini tedbir eden, yöneten Kadir-i Mutlak bir Hükümdar'ın varlığını değil, aynı zamanda kendi altında yatan büyük bir Hikmet'in de varlığını ispat etmekte ve kainattaki hiçbir şeyin sonsuza dek sürmediğine şehadet etmektedir. Kainattaki herşey belli, sabit bir zamana kadar varlığını sürdürmekte ve o süre dolunca sona ermektedir. Bu, nizamın tümü için geçerli olduğu gibi her bölümü için de ayrı ayrı geçerlidir. Kainatın maddi (fiziki) yapısı sonsuz ve ölümsüz hiçbir şeyin bulunmadığını gösteren apaçık bir delildir. Bir bütün olarak kainat düzeninin belli bir sonu, bir eceli olmalıdır ve bu son geldiğinde kainat ecelini yaşar. Şu halde bir öte dünya da olmalıdır. Dolayısıyla Kur'an'da zikredildiği gibi bir dirilişin (ba's) gerçekleşmesi gerekir. Gerekir değil, bu kaçınılmaz biçimde olacaktır; hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde....
Allah, Hz.Rasul'un (s.a) kendilerine ilettiği hakikati ortaya koyan bu ayetleri tafsil etmekte, onlara açıklık kazandırmaktadır. Bu ayetler tüm kainata yayılmıştır ve gözlerini açarak bakan herkes bu ayetlerin tanıklık ettiği Kur'ani hakikatleri tasdik edecektir.
Önceki ayetler iki şeyi ispat etmek üzere zikredilmişlerdir: a) Alemin tek bir Halıkı, tek bir Müdebbiri vardır.
b) Herkesin ilahi mahkemesinde yargılanacağı, mükafat ve mücazat göreceği bir Ahiret hayatı olacaktır. Birincisi gayet açıktır, zaten kevni ayetler fazla düşünülmeye ihtiyaç hissettirmeksizin bu sonuca götürdüğünden burada zikredilmiştir. Oysa ikincisi yani ahiret hayatı burada hassaten zikredilmiştir. Çünkü bu hayat müşahade edilmenin ötesindedir. Bu yüzden şu özellikle vurgulanmıştır ki, bu ayetler "Ahirette Rabbinize mülaki olacağınıza ve bu dünyada yaptıklarınızın hesabını vereceğinize yakınen kanaat edersiniz belki" diye tafsil edilmiş ve bir bir açıklanmışlardır.
Şimdi bu kevni ayetlerin ahiret hayatını nasıl ispat ettiğini mütalaa edelim. Bunlar iki şekilde konuya delil oluştururlar:
1) Güneş gibi, ay gibi büyük gök cisimlerinin tamamiyle Allah'ın iradesine nasıl boyun eğdiklerini düşündükçe kalplerimiz bunları yaratan, hareketlerini düzenleyerek yörüngelerine oturtan Allah'ın, kuşkusuz ki, tüm insanlığı öldükten sonra tekrar diriltmeye kadir olduğunu yakînî biçimde kavrayacaktır.
2) Yeryüzündeki nizam da yaratıcısının hikmet sahibi olduğunu ispatlamaktadır. Bu yüzdendir ki, hikmet sahibi bir yaratıcının insanı yaratıp, onu akıl ve hikmetle donatıp güç ve kuvvet bahşedip sonra onu hiçbir sorumluluk taşımadan, iyi ya da kötü yaptıklarının hesabını vermeden istediğini yapmakta serbest bırakacağı düşünülemez. Çünkü insanın bu dünyada işlediği tüm iş ve amellerin hesabını kesinlikle görecek olması yine O'nun hikmetinin bir gereğidir. Bu ise, O'nun azgınlık edenlere haddini bildirip gadre uğramışların kaybını tazmin etmesini, iyi amellerde bulunanlara mükafat, kötü amellerde bulunanlara ceza verilmesini icap ettirir. Kısaca O'nun hikmeti icabı, herkes hesap vermek üzere huzura çağrılacak ve kendisine şöyle denecektir: "Çeşitli yeryüzü kaynakları ve harika yetenekler ve bu mükemmel vücudun taşıdığı sen; ellerine verilmiş olan emaneti nasıl kullandın?"
Kafasız ve zalim bir dünya yöneticisinin memleket işlerini adamlarına emanet edip sonra hesap sormayı unutması düşünülebilir. Fakat böyle bir şey Hakim ve Alim olan Allah'tan asla beklenemez.
İşte, gök cisimleri üzerinde, bizi ahiret hayatının hem mümkün hem de zaruri olduğuna ikna edecek şekilde düşünmenin ve müşahadelerde bulunmanın yolu ve delili budur.