Üyelerimiz görüşlerini önceden onay
olmadan anında yazabilmektedir, bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü
sorumluluk yazan kullanıcılara aittir, (Bütün kullanıcıların IP adresleri
tutulmaktadır) misafir.net yöneticileri itina ile icerik kontrolleri
yapmaktadır, yine de misafir.net'te yasalara aykırı unsurlar bulursanız MSN: Private@misafir.net
adresinden bizlere ulaşabilirsiniz, gereği yapılacaktır.
Katagorisinde ve Biyografi Forumunda Bulunan Ressamlar {15/08/2007} Konusunu Görüntülemektesiniz.=>Salvador Dali
Salvador Dali Domenech 11 Mayıs 1904'de Figueras'ın (İspanya'nın Kuzeyinde Pirienelere yakın bir kasaba) bir köyünde doğdu. Babası bölgenin ünlü noterlerinden biriydi. Yaşamının yönü dahilikle delilik arasında bir ikilemde ...
Vincent Van Gogh, bir papazın oğlu olarak 1853 yılında Hollanda’nın güneyinde bir köyde dünya’ya gelir.
Zengin tablo tacirlerinin yeğeni olan Vincent Van Gogh, bir resim galerisinde satıcı olarak hayata atılır. Bir süre sonra, içindeki coşkun din tutkusuna kapılarak rahip olmayı aklına koyar. Belçika'nın madencilik bölgesi Borinage'da geçirdiği aylar Van Gogh'un bütün varlığını derinden sarsacaktır: bu sefaletle yüz yüze geliş, ondaki din ve Tanrı inancını alıp götürür.
İnsanların yalnızlık, hüzün ve acı içindeki hallerinden etkilenip bunları resmeder. Acı çekenlere ilgi duyar; içinde yaşadığı dünyada kendisini uyumsuz hisseden bütün melankolikler gibi.. Mutsuz olmasının bir diğer nedeni yalnızlığııdır. Hiçbir zaman hiçbir şeyi başaramayacağına olan inancı, kendisinden kuşku duyması, trajik yazgısıdır onu melankolik yapan..
Ondaki olağanüstü yeteneği fark eden küçük kardeşi Theo, ağabeyine maddî ve manevî yönden destek olur. Yedi yıl boyunca (1878-1885) ressam, sürekli desenler ve taslaklar çizerek Belçika ve Hollanda'da dolaşır durur, bu çalışmalarının sonunda da ilk büyük kompozisyonunu yapar: Patates Yiyenler.
Kardeşine her gün uzun mektuplar yazar. Bu mektuplar ressamın hayatını daha yakından tanımamıza yardımcı olmuştur. 1886'da Paris'e, Theo'nün yanına giden Van Gogh orada Pissarro, Gauguin ve Toulouse-Lautrec ile tanışır. İzlenimciliğin etkisinde kalan sanatçının resimleri artık eskisi kadar karanlık ve kasvetli değildir.
1889'da bir kulağını kestikten sonra, Saint-Rémy'deki akıl hastanesine yatmaya gönüllü olarak gider. Bu dönem onun hayatının en zorlu dönemi ve aynı zamanda en yaratıcı dönemidir. Burada kendi içsel sıkıntılarıyla savaşır ve maalesef hastalık onu tamamen sarmalar. Nisbeten iyi olduğu zamanlarda hastane görevlileri onun dışarı çıkarak açık havada resim çizmesine izin verirler ve desteklerler.
29 temmuz 1890 da kendini vuran Van Gogh iki gün sonra ölmüştür.
Pablo PICASSO
Doğum Tarihi : 25 Ekim 1881
Ölüm Tarihi : 1973
Picasso'nun yaşam öyküsü aslında o doğmadan çok önce başlar. Picasso'nun babası Don Jose Ruiz Blasco orta karar bir ressamdı. Blasco ailesinin geçmişi 1541 e dek uzanıyor. Picasso'nun ataları kuşaklar boyunca sanata düşkün, sanat konularından ciddi, yürekli ve açık görüşlü, din konularında ise son derece dürüst kişiler olmuşlardır. Annesi Dona Maria Picasso, Lopez den, fiziksel özelliklerini almıştır. Üstelik ailenin bu kanadında en az iki ressam vardır. Picasso doğduğu gün ölümle ilk kez burun buruna gelmiştir. Ebesi çocuğun öldüğü kanısına varıp tüm özenini annesine yöneltmiştir. Yetkin bir doktor olan amcası Don Salvador’un soğukkanlılığı Picasso’yu soluk alamayıp ölmekten son anda kurtardı. Don Salvador’un uyguladığı etkili yöntemle geleceğin dahi sanatçısı küçük Pablo’yu yaşama döndürdü.
Yüzüne biraz puro dumanı üflenen bebek hemen ağlamaya başladı. Tarih, 25 Ekim 1881. Saat, 11.15.
Picasso yaşamının ilk on yılını doğduğu kasabada Malaga’da geçirdi. Ailesine zengin denemezdi. Babası kasaba müzesinin müdürüydü. Ayrıca resim öğretmenliği yapıyordu. İki yakalarının bir araya gelmesi çoğu zaman çok güç oluyordu. İspanya’nın kuzeyinden daha iyi ücretle yeni bir iş önerisi aldığında sevinerek kabul etti. Picasso’lar dört yıl geçirecekleri Atlantik kıyısındaki eyalet merkezine taşındılar.
Picasso okulda sayıların biçimleriyle ilgilenir, onları defterine geçirir, ama onlarla oluşturulan aritmetik problemlerle hiç mi hiç ilgilenmezdi. Okulda defterlerini çizimlerle doldururdu.
Başlangıçta babasını örnek alıyordu ama 13 yaşına geldiğinde ona çoktan yetişmişti. Picasso babasının isteği üzerine bir resimdeki güvercinin ayaklarını tamamlamıştı. Bunu o denli başarıyla yapmıştı, güvercinler o denli gerçekçi olmuştu ki babası gereçlerini oğluna vererek onun artık olgun bir sanatçı olduğunu kabul etmişti. Babası fırçasıyla boyalarını eline tutuşturdu ve bir daha hiç resim yapmadı. Picasso, Barselona’daki sanat okulunun giriş sınavlarında da benzer bir başarı gösterdi. Ayrıca bir aylık bir ödevi bir günde tamamladı. O bir harika çocuktu. Doğru dürüst eğitim görmemişti ama, daha 14 yaşında tanınmış bir sanat okuluna kabul edilmeyi başarmıştı.
Picasso çıraklık döneminin sona ermesinden çok önce Barselona’nın en tanınmış ressamları arasına girmişti. Barselona’da o güne dek gerçekleştirilen en önemli sergide ilk büyük boyutlu yağlı boya tablosu sergilendi. 1897’de Malaga’da geçirilen kısa bir yaz tatilinin ardından Picasso, Madrid’deki yeni atölyesine taşındı ve İspanya’nın en tanınmış sanat okullarından birine girdi. Önceleri geçmişin usta ressamlarını kopya edip onların biçemlerini yansıladı. Daha sonra bu resimler onun özgün resimleri için birer kaynak oldular. Bu konuları değişik düzenlemeler ile tekrar tekrar işledi.
Haziran başında kızıla yakalandı. İyileşmek için Barselona’ya döndü. 1899 İlkbaharında Barselona’ya yepyeni tasarılarla döndü. İspanyol resmindeki yeni gelişmelere daha açık bir görüşle bakmaya başlamış, öncüleri ile tanışmayı aklına koymuştu. Çok geçmeden buradaki yaşlı başlı ressamların saygısını kazandı. 1900’de ilk kişisel sergisini açtı. Picasso’nun resimlerine büyük ilgi gösteren genç galeri yöneticisi ressama hemen bir anlaşma önerdi. Picasso öneriyi hemen kabul etti. Düzenli aralıklarla galeriye vereceği resimler karşılığında ayda 150 frank alacaktı. Böylece, parası sorunlarını şimdilik çözmüş bulunuyordu. Öylesine coşkuyla doluydu ki ilk galericisinin birkaç portresini yaptı.
Anavatanı İspanya’ya döndü ve pek kısa bir süre kaldı. Ailesine yabancılaşmıştı. Onların taşralı zihniyeti karşısında duyduğu düş kırıklığı içinde Paris’e geri döndü. Picasso olgunluk aşamasını akademik bir eğitimden geçerek erişmişti. Ama daha on altı yaşına geldiğinde öğrenilecek ne varsa hepsini öğrenmişti. Picasso henüz kendi özgün biçimini yaratmamıştı. Öte yandan diğer ressamlarla dirsek dirseğe sürdüğü alışveriş yavaş yavaş sona eriyordu. Özgün bir sanatçı olarak kimliğini ilk kez vurgulayan Mavi ve Pembe Dönemlerinin eşiğindeydi. Eğitim süreci sona ermişti artık Picasso, Picasso olmuştu.
Pablo Picasso 1904’te Paris’e yerleşir. Burada göçebe yaşayanların, palyaçolarla ip cambazlarının dünyasına hayran kalır. Etkileyici çarpıtmalarla neredeyse tek renkli denebilecek mavi bir ton kullanarak onların resimlerini yapar. Onun bu dönemine “Mavi Dönem” denir. Pembe Dönemi’nde de yine aynı konular vardır. Ama renkler daha yalınlaşmıştır. 1907’de Avigno’lu Kızları yapar. Kübist gelişmenin başlangıç noktasını Picasso’nun Avignonlu Kızlar adlı tablosu temsil eder. Bu resimde kısa süre önce tanımış olduğu zenci yontularının etkileri izlenir. Buradaki figürlerin yalın ve köşeli düzenlenişi Kübizm’in doğuşunun habercisidir.
Kompozisyondan insanı kavrayan renk, lekelerinden ve biçim çarpılmalarında tedirgin edici, etkiyi, kuşkusuz resimde canlandırılan “Salon”da uygun düşmektedir. Ondan önce hiç kimse bu biçimde resim yapmış değildir. Aynı sıralarda Brague’da Fovizmden ayrılmakta, hiçbir havası olmayan, Streometrik çizimlerle oluşturduğu “Estague de evler” manzaralar yapmaktadır.
Picasso kübizme gittikçe daha çok yönelir. Başka insanlar, başka ressamlarla birlikte Mont Martre da “Bateau ‘Lavoir” yeni çamaşır teknesi adını verdikleri bir atölyede çalışmaktadır. Burada onu aralarında Leo Stein’da bulunduğu eleştirmenler, ünlü yazarlar, sanatçılar ziyarete gelir. Juan Griss kübizmin biçimlerin çözülüp dağıtıldığı bu çalışmasını “Çözümleme dönemi” (Analitik) olarak nitelendirilir. Resim konuları oldukça sınırlıdır. Ev eşyaları ve müzik araçları ile yapılmış natürmortlar arada bir figür (Mandolinli Kız) yada bir portre herhangi bir mekansal çevre yaratılmadan üçüncü boyut renk tonlarıyla yakalanır.
1912’ye doğru kübizmin “bireşimci” (sentetik) aşaması başlar. Artık biçimler parçalanmakta gazete kesikleri, cam, sigara yardımıyla yepyeni biçimler oluşturulmaktadır. Bu tür çalışmaya Collage adı verilir. Bu yeni yöntem cisimlerin resminin yapılması ile son bağları da koparır. Artık resmin bağımsızlığına erişilmiştir.
27 Nisan 1937 yılında Almanların saldırısıyla Guernica kasabası bombalandı. Picasso bu olaydan çok etkilendi ve bunun üzerine Guernica adlı bir eser yaptı. Guernicada ağlayan insanlar felaket ve benzeri resmediliyordu.
1937 yılının Ekim ayında anne çocuk çizimlerinden yola çıkarak, Guernica’nın bir tür dipnotu sayılabilecek Ağlayan kadını yaptı. Çağın yaygın konusu olan çekilen acılar burada çok yakından bakılan bir kadın başına sığdırılıyordu. İlk bakışta resim salt sanatsal öğeleriyle dikkat çeker. Oysa bu resme nereden ve nasıl bakarsak bakalım orta yerinde genellikle bir acı olarak kullanılan mendilin çok köşeli biçimi gözümüzü alıyor. Kadın umutsuzlukla mendili ısırmış gözyaşları mendile doğru akıyor. Mendil kadının ağzını bir peçe gibi örterek acısının şiddetini vurguluyor ve renklerindeki mavi beyaz karşıtlığı Guernica’ıyı akla getiriyor. Picasso 92 yaşına kadar yaşadı ve bu süre zarfında birçok ödüller aldı ve birçok sanatsal eserler meydana getirdi.
"Demir kullanılmamaktan paslanır; durgun su saflığını yitirir ve soğuk havada donar; işte eylemsizlik de zihin gücünü böyle çökertir." Büyük deha, yersizyurdsuz Leonardo ustanın hayatı, zihin gücünün nasıl ayakta tutulacağına dair eskimez örneklerle dolu...
İtalyan ressam, heykeltraş, mimar, müzisyen, mühendis ve bilim adamı Leonardo da Vinci, 1452'de Toscana tepeliklerinde, adını taşıdığı Vinci köyünde doğdu. Çalışmalarının çok yönlülüğü ve yaratıcı güçleri, onun Rönesans dehalarının en ince örneklerinden biri olarak tanınmasını sağladı. Çizimlerinde bilimsel bir kesinlik ve mükemmel bir sanatsallıkla işlenmiş uçan makinelerden karikatürlere dek uzanan bir çeşitlilik göze çarpar. İnsan, hayvan ve bitkilerin o güne kadar pek denenmemiş karmaşıklıkta anatomik betimlemelerini yaptığı çalışmaları hayranlık uyandırıcıdır. Defterlerinin sayfaları tüm zamanların en büyük zekalarından biri olduğunu gösteren zenginlikler ve özgünlüklerle doludur.
Leonardo Floransalı noter Piero da Vinci ile köylü bir kadının gayrımeşru oğlu olarak dünyaya geldi. Muhtemelen çocukluğunu babasının ailesiyle birlikte doğayla olağandışı ve kalıcı bir ilişki kurduğu Vinci'de geçirdi. Bu dönemle ilgili kaynaklar ilginç bir biçimde sanata gösterdiği eğilimlerle birlikte genç Vinci'in kendi güzelliğinden ve çekiciliğinden de söz ederler.
1466'da Leonardo Floransa'ya taşındı ve Boticelli, Ghirlandaio ve Lorenzo di Credi ile tanışacağı Verrocchio'nun atölyesine kabul edilid. Çıraklık döneminde Verrochio'nun Uffizi'de bulunan "İsa'nın Vaftizi" adlı tablosunda bir melek figürünü ve büyük ihtimalle fonda yer alan manzaranın bazı bölümlerini boyadı. 1472'de ressamlar loncasına girdi. Leonardo'nun Floransa'daki ilk döneminin doruğu, San Donato a Scopeto papazlarının siparişiyle yaptığı "Müneccimlerin Tapınışı" adlı tablodur. Bu tablo dramatik hareketle chiaroscuro olarak adlandırılan, ustasının olgunlaştırdığı ışıklandırma/gölgelendirme tekniğinin bir sentezini ortaya koyar.
Leonardo 1482'de Milan'a gitti ve on altı yıl boyunca dük Ludovico Sforza'nın himayesinde kaldı. Bu sırada Trattato della pittura adıyla bilinen notlarının büyük bir bölümünü tuttu ve giderek genişleyen defterlerinde dehasının olağanüstü çeşitliliğini ve etkililiğini gösterdi. Saray sanatçısı olarak özenle hazırlanmış festivaller düzenledi. Çeşitli musibetler Fransa'da geçireceği son yıllarında olacağı gibi,1484 ve 1485 yıllarında dikkatini şehir planlamaya vermesine neden oldu. Bu yıllarda Bramante ile ilişkiye geçmesinin bir sonucu olduğu düşünülen, kilise cepheleri ve kubbeleriyle ilgili çizimlerle de uğraştı. 1488'de Miln Katedrali'nin kasnağının ve kubbesinin modeli üzerinde çalıştı. 1490'da Francesco di Georgio'yala birlikte danışman mühendis olarak Pavia Katedrali'nin, ardından Piacenza Katedrali'nin restorasyonlarında bulundu.
1483'te öğrencisi Ambrogio de Predis ile birlikte kendisine ısmarlanan ünlü tablosu "Kayalıklar Meryemi" üzerinde çalıştı. Tablonun bir örneği bugün Louvre'da, bir diğeri Londra Ulusal Galeri'de bulunmaktadır. 1495'te başlayıp 1498'de bitirdiği başyapıtlarından "Son Yemek" adlı fresk bugün çok yıpranmış halde Milan Santa Maria della Grazie Manastırı'nda bulunmaktadır. Ustanın bu fresk denemelerinde, ne yazık ki, kısmen oynamalar ve sık sık yinelenmiş restorasyonlar nedeniyle ayrıntılar ve bireysel öğeler silinmeye yüz tutmuştur. Yine de kompozisyon ve eserdeki figürlerin genel konumlanışları, büyük bir yaratıcılık gücü ve ruhsal içeriğinin yüceliğiyle dünya sanat tarihinde "Son Yemek"in bir başyapıt olarak etkisini sürdürmeye yetmektedir. 1978'de fresk üzerinde çok ayrıntılı ve ince bir biçimde yürütülen bir restorayon başlatılmış; 1994-1995'te koruyucu bir hava filtreleme ve ısı dengeleme donanımı devreye sokulmuştur. Buna rağmen 1999'da restorasyon tamamlandığında ortaya çıkan parlak ve ayrıntıların daha belirgin durduğu görüntü, özgün eserden kalan boşluğu daha da açığa çıkarmıştır.
Ludovico Sarayı'ndayken, Leonardo, dükün babası Francesco Sforza'yı konu alan bir süvari heykeli üzerinde de çalışmıştır. Çalışma döküm aşamasına getirilemedi ve çağdaşlarının hayran olduğu model 1499'daki Fransız işgali sırasında yok edildi. Usta, benzer bir çalışmayı 1511'de Gian Gicomo Trivulzio'nun isteği üzerine ele aldı; ancak bu çalışma da yarım kaldı. Bununla birlikte çalışma için yaptığı çizimler bugüne dek korunabilmiştir. Ludovico Sforza'nın 1499'daki düşüşünden sonra, Leonardo Milan'dan ayrıldı ve Mantua ve Venedik'te geçirdiği kısa bir dönemden sonra Floransa'ya döndü.
Dönüşünden sonra Leonardo kendini daha çok teorik nitelikli çalışmalara verdi ve matematikle ilgilendi; Santa Maria Nuova Hastanesi'nde anatomi çalışmaları yürüttü. 1502'de askeri mühendis olarak Cesare Borgia'nın hizmetine girdi. Bu iş onu Orta İtalya'ya götürdü ve Piombino'da bataklık arazilerin ıslahıyla uğraşmasını gerektirdi. Romagna şehirlerinde de benzer sorunları ele aldı. Urbino da daha sonradan dost olacağı Niccolo Machiavelli ile tanıştı.
1503'te Anghiari Savaşı'nın freskini yapacağı Floransa'ya geri döndü. Bu çalışma da Michelangelo'ya ısmarlanan bir diğer parçası gibi tamamlanamadı ve çizimleri ortadan kayboldu. Yine de bu eserin taslakları, Uffizi ve Casa Horne'de bulunan taklitleri üzerinden sonraki dönemlerin sanatçıları üzerinde büyük bir etki bıraktı. En tanınan tablosu olan, Floransalı bir tüccarın eşini resmettiği Mona Lisa da hemen hemen aynı tarihlerde yapılmıştır.
1506'da Leonardo Milan'a döndü ve Fransız Kralı XII. Louis adına bölgeye hükmeden Charles d'Amboise'ın hizmetinde yine mimar ve mühendis olarak çalıştı. Fiziksel dünyaya yönelen tanrı vergisi merakıyla jeolojiyi, botaniği, hidroliği ve mekaniği kapsayan birçok bilimsel araştırmaya girişti. 1510 ve 1511'de anatomi merakı farkedilir ölçüde depreşti. Aynı yıllarda resim ve heykel alanlarında da çalışıyordu. Birçok öğrencisi vardı ve sonraki kuşakların Milanlı sanatçıları üzerinde derin bir iz bıraktı. Bu döneme atfedilen en önemli eseri Leonardo'nun ince ton geçişleriyle niteliklenen dumansı üslubunun en öne çıkan örneği olan "St. Anne, Meryem ve Çocuk"tur.
1513'te Medici sülalesinden gelen Papa X:Leo ve kardeşi Giuliano tarfından Roma'ya çağırıldı. Burada Michelangelo ve Raphael'in yoğun bir biçimde etkili olduklarını gördü. Yaşlanan usta Vatikan'da bir dizi mimari ve mühendislik projesinin başına atandı ve kendisine birkaç resim için sipariş verildi. Sanat tarihçileri için bir muamma olan tablosu "Vaftizci Yahya" büyük bir ihtimalle bu döneme aittir. Giuliano Medici 1515'te Roma'dan ayrıldı ve bir yıl sonra Fiesole'de öldü. Leonardo'nun da onunla birlikte şehirden ayrıldığı ve maiyetiyle birlikte aynı şehre gittiği varsayılmaktadır. Daha sonra Fransız Kralı I. Francis'den aldığı davetle Amboise yakınlarındaki Cloux Şatosu'na yerleşti. Yaşlı usta burada hayatının sonuna kadar özgür bir biçimde bilimsel çalışmalarıyla ilgilenebilmiştir. Bu yıllara ait belirgin kayıtlar bulunmamasına rağmen festival dekorasyonları ve bir kanal yapımıyla meşgul olduğu sanılmaktadır. Bu döneme ait notlar ve çizimler, ustanın 1519'daki ölümünden önceki son günlerinde bile doğa felsefesi ve deneysel bilimle uğraşmayı sürdürdüğünü kanıtlamaktadır.
Çocuk denecek yasta babasinin yanina cirak olarak verdigi Perugino'nun ogrencisiydi. Onunla calistigi yillar boyunca ustasini en ince ayrintisina kadar kopya ediyordu. Perugia'da San Francesco Kilisesindeki Meryem'in Goge Kabulu resmi buna bir ornektir. Uc guzeller, Chantilly; sovalyenin dusu, Londra gibi ilk yapitlarinda sarı tonlari, dingin kompozisyonlari ve ustasinin genis manzaralarinin benimsedi. Meryem'in evliligi adli eseriyle incelikli, olculu bir uyum ortaya koydu ve hocasini aştı. Daha sonra hocasinin sanat anlayisi disinda, ozellikle Floransa'da Leonardo ve Michelangelo gibi devlerin yasadigini farketti. Fransa'ya gidecegi sirada ressam dostu Pinturicchio, onu Siena'ya goturdu. Orada beraber ii. Pius Kutuphanesi' nin duvarlarina panolar yaptilar.
1504'de Floransa'ya geldi ve burada gecirdigi dort yil boyunca bir yandan Leonardo ve Michelangelo'nun calismalarini izlerken diger yandan antik sanatla ve ozellikle Masaccio'nun eserleriyle ilgilendi. Yapitlarindan Grandukun Madonnasi'nda (1504, Pitti Sarayi) ve Guzel Bahcivan'da (1507, Louvre) Leonardo'nun etkisi, Borgo yangini'ndaki (Raffaello'nun salonlari, Vatikan) ciplaklar ve dramatik harekette, Santa della Pace'deki Sibyllalar'da da Michelangelo'nun, Bolsena Ayini (Vatikan) ve Balikli Madonna (Prado) gibi yapitlarinda ise Vatikan Okulunun etkisi gorulur. Raffaello burada olgunlasti ve kisisel bir tarz kazandi. Basdondurucu basarilar elde etti ve kompozisyon bicimlerini zenginlestirmeye yoneldi.
1508'de Papa ii. Julius Raffaello'yu Roma'ya cagirdi ve dairesinin salonlarini suslemekle gorevlendirdi.(Raffaello Salonlari) 1509-1511 yillari arasinda gerceklestirilen imza Salonlari fresklerinde her sahne ozgun bir kompozisyon ortaya koymak icin firsat oldu. Bunlardan baslicalari Atina Okulu, Eliodoro' nun Salonu'nda Aziz Petrus' un kurtarilisi, Borgo Yangini salonundaki fresklerdir.
Raffaello, sanatinin ozunu, dingin klasikciligini Madonna tablolarinda dile getirir. Foligno Madonnasi (1511-12, Vatikan), iskemleli Meryem (1514, Pitti), Aziz Sixtus Madonnasi (1513, Dresden) vb.
Maddalena Doni (1506, Pitti), 'La Velata' (1516), Leo X ve iki kardinal (1518-19, Uffizi), Baldassare Castiglione (Louvre) gibi portre calismalarinda, renk ve degerlerin uyumlu kullanimiyla birlesmis, cok duyarli bir ruh sezgisi bulundugunu gosterir. Son yapiti Gorunme'de (1517-1520, Vatikan Muzesi) 25 figuruyle kompozisyon, perspektif ve isik arayislarinda vardigi noktayi ortaya koyar.
Resim yapitlarinin yani sira mimarlik alaninda da onemli calismalar yapmistir. 1514'de San Pietro'nun mimari oldu. Loggia galerisini tamamladi. 1512'de arazi plan uzerine S. Eligio degli Orefici kilisesinin projesini hazirladi. Santa Maria del Popolo'daki Chigi capellasi'ni tasarladi. XVii. yy.'da yikilan Branconico dell'Aquila sarayi icin balkon, nisler ve yalanci ogelerle suslu bir cephe gerceklestirdi. Ayrica Floransa'daki Pandolfini Sarayi'nin ve Roma'daki villa Madama'nin planlarini yapti.
Raffaello, sanatiyla, yogunlugu incelik ve olcululukle birlestiren dehasiyla, sanatin tum alanlarinda XiX. yy. sonlarina kadar kalici bir etki birakti.