AŞIK SEFAY İ Gençlik zamanımızda popüler sanatçı olmak kalite istiyordu. Çünkü gerek Halk müziği, gerek Sanat müziği, gerekse Hafif müzik alanındaki sanatçılar bugün bile yerleri doldurulamayacak kalitede sanatçılarla dolu idi. Günümüzde ise yüzlerce televizyon kanalı içinden birine kapağı atmak yada sanatdışı bir olayla bile görünmek yeterli. Yani kısacası bugün medyatik olmak ne yazık ki sanatçı diye tanınmak için yeterli sayılıyor. Bundan dolayı mevcut sistem tarafından halkımıza dayatılan popüler müzik kültürü(Fantazi, arabesk ve Pop müzik) içinde aşıklarımızı ve ozanlarımızı görmek hemen hemen imkansızdır. Bunun sebebi gerçek aşıklar ve ozanlar halkın dertlerini sorunlarını dile getirdikleri için bu sistemin işine gelmiyor tabii. Bundan dolayı da halka sanat adına baldır-bacak gösterenleri sistem(devlet destekli) daha çok tutuyor. Aşıklar ve ozanlarımızda bizim ülkemizde maalesef ya hapisle, ya sürgünle yada Sivas’ta olduğu gibi yakılarak cezalandırılıyorlar. Eskiden televizyon kanalı da tek olduğu için aşıklarımızı ve sanatçılarımızı görmek bizi çok gururlandırıyordu. İşte Aşık Sefayi‘de Kısas’ta o dönemde tanınan ilk aşığımız ve sanatçımızdı. Onu dinlemek görmek bizi fazlasıyla hoşnut ediyordu. Sazı ilk öğrenmeye başladığımızda onun bir türküsünü veya bir deyişini çalabilmek için çok uğraşıyorduk. Onun olduğu ortamlarda onu zevkle dinlerdik. Bugün bile bir çok ünlü sanatçıdan güzel olan sesini çok beğenerek dinlerim. Hele uzun havaları beni çok duygulandırırdı.
Aşık Sefayi yani gerçek adı Mehmet Acet olan aşığımız 1954’te Kısas Köyünde dünyaya gelmiştir. Adının Mehmet olmasını şöyle belirtir. Kısas köyünde Şah Muhammet ve kızkardeşi Fatime’nin türbesi bulunmaktadır. Birgün Sefayi’nin annesi rüyasında türbede yatan zatları görür. Önlerinden geçmek istemez. Buna rağmen Şah Muhammet çağırır. Annesi, Şah Muhammet’in elini öper, Şah Muhammet “Senin bir oğlun olacak, adını Mehmet koyacaksın yoksa seni bağışlamam“ der. Sefayi dünyaya geldiğinde adını Mehmet koyarlar.
İlkokulu köyde okuyan Sefayi askerliğini bitirdikten sonra köyüne döner ve köyde bir müddet koyun besiciliği ve çiftçilik yapar, fakat umduğunu bulamaz.1978 yılının Mayıs ayında turist olarak Almanya’ya gider. Almanyanın çeşitli kentlerinde yaklaşık 13 ay çalışır. Turist olarak Almanya’da kalma süresi bitince, tekrar köyüne dönmek zorunda kalır. 1983 yılına kadar köyünde bağcılık ve yine koyun besiciliği yapmışsa da, iyi bir ekonomik düzen sağlayamaz.
Bir müddet İstanbul Topkapı Otogarında otogar hamallığı yapan Sefayi maalesef istediğini yine bulamayarak köyüne döner. Hala Kısas’ta yaşamaktadır. Aşık Sefayi sazında oldukça güçlü bir aşık. Sazının güçlülüğü onu, yurt içi ve yurt dışı halk konserlerine, TV ve Radyo programlarına çıkmasını sağlamış, 20’ye yakın televizyon programına katılan Sefayi bu güne kadar 2 adet kaset yapmıştır.
Her yıl Hacı bektaş-ı Veli’yi anma törenlerine de katılan Sefayi 1973 yılından bu yana, Hacı Bektaş-ı Veli’yi anma törenlerine katılarak Türkiye’nin büyük bir bölümünü Doğu Anadolu ve Karadeniz Bölgesi’nin dışında kalan bütün il ve ilçeleri karış karış dolaşmıştır. Yurtdışında da Almanya’ya ve Hollanda’ya kadar uzanır. 5.7.1990 yılında Berlin TV’de programda yapan Sefayi gezdiği, gördüğü yerlerin bağlaması sayesinde gerçekleştiğini, onun için sazını çok sevdiğini ifade etmektedir. Aşık Sefayi ayrıca Halk Kültürü ve Müzik konusunda kaynak kişi olarak Araştırmacı yazar Halil Atılgan ile beraber „Harran’da bir Türkmen Köyü“ ve „Kısas’lı Aşıklar“ adlı kitapların çıkarılmasında çok yardımcı olmuştur. Hoşgörü yılı münasebetiyle yazdığı şiir 1995 yılında Türkiye birincisi oldu. Derlediği deyişler TRT repertuarına alındı. Kültür Bakanlığı, Şanlıurfa Türk Halk Müziği Korosunda da Ses Sanatçısı olarak görev yapmaktadır.
Aşık Sefayi şiirlerinde; dini, milli, Atatürk, tabiat ve hiciv konularını işlemiştir. 8’li, 11’li hece kalıplarını kullanmıştır. Sefayi mahlası ona Hacı Bektaş Veli evlatlarından Feyzullah Ulusoy tarafından verilmiştir.
ESERLERİNDEN BAZILARI: ALMANYA
Yurdumuza hasret koydun
Almanya bizi bizi
Az parayla çalıştırdın
Tükettin sen ömrümüzü
Biz çalışıp sen de doydun
Güzel fabrikalar kurdun
İşçi emekçiyi soydun
Çürüttün sen ömrümüzü
O yemyeşil yurdumuzdan
Anlayan yok derdimizden
Köyümüzden kentimizden
Hasret koydun bizi bizi
Yoksulluktan geldik sana
Biz gideriz sen kal gene
SEFAYİ kurban vatana
FELEK BENDEN
Dünyada gülmez gezerim
Ne istersin felek benden
Kendi derdimi yazarım
Ne istersin felek benden
Aç midemiz dertle dolu Böyle midir Hakk’ın yolu
Süründürme öldür bari
Ne istersin felek benden
Ben fakirem malım yoktur
Bir yatacak yerim yoktur
Felek kalleşliğin çoktur
Ne istersin felek benden
Memlekette işsiz kaldım
Genç yaşımda derdi buldum
SEFAYİ der rezil oldum
Ne istersin felek benden
DUAZ-I İMAM
Mürşidine sahip olan bir kişi
Muhammet Ali’ye ikrar vermeli
Pir yoluna koysa can ile başı
Bektaş-ı Veli’ye secde kılmalı
Hatice Fatime Cennet’in gülü
İmam Hasan içti ağu zehiri
İmam Hüseyin’in Kerbela gölü
Derdine dermanı Pir’den almalı
İmam-ı Zeynel’e bağlı özümüz
İmam-ı Bakır’a var niyazımız
İmam-ı Cafer’dir din mesebimiz
Canı başı hak yoluna koymalı
Musa-yı Kazım’ın darına durdum
İmam-ı Rıza’dan bekleriz yardım
Taki ile Naki’ye yüzümü sürdüm
Hakk’ın divanına doğru varmalı
Hasan El Asker’i çektirme çile
Ol Muhammed Mehdi koyma avare
Acep SEFAYİ’nin hali nic’ola
On iki imamlardan medet olmalı
KALMADI
İnsanlar elinden şaştı bu dünya
Şimdiki insanda vicdan kalmadı
Eskiden atlı iken kalmışlar yaya
Artık yürümeye derman kalmadı
Zamane bozuldu insanlar azdı
Kardeş kardeşe kuyular kazdı
Allah da bizlerin yüzünden bezdi
Yaramız saracak Lokman kalmadı
Tarikat cemine doldu cahiller
Bilmem nerde kaldı ehl-i kamiller
Meydanda dolaşır oldu hainler
Doğru öğüt veren insan kalmadı
Müslümanlık şartı çoktan değişti
İnsanlar elinden Allah da şaştı
Çokları şeytanın peşine düştü
Edep ile erkan irfan kalmadı
Zengin zengine taşar dökülür
Fakir de ortada pişer yakılır
Sana vermez ama vermesini bilir
Fakire acıyan insan kalmadı
Nebi evliyalar sizlerden medet
Artık yaşamaya kalmadı lezzet
Kıyametten örnek budur alamet
Kayboldu kilolar mizan kalmadı
Bir ehl-i kamili bulamaz olduk
Hakk’ı hakikatı göremez olduk
SEFAYİ ağlayıp gülemez olduk
Artık yaşamanın tadı kalmadı
SEVDİĞİM
Niçin küstün bana neydi günahım
Bana yar olmadan gittin sevdiğim
Böyle miydi sennen kavl ü kararım
Bana yar olmadan gittin sevdiğim
Etme cefa ettiğini bulursun
O zaman da kıymetimi bilirsin
Huzur-ı mahşerde kanlı olursun
Bana yar olmadan gittin sevdiğim
Ben senin elinden zehirler yuttum
Mecnun gibi dağlar yolunu tuttum
Seni sevdim diye günah mı ettim
Bana yar olmadan gittin sevdiğim
Koydun beni adilerin dilinde
Boynum bükük kaldı sazım elimde
Dolaşır SEFAYİ gurbet elinde
Bana yar olmadan gittin sevdiğim
SAHİP OL
Tarikat cemine girmek istersen
İptida eline sahip ol sahip
Pirin divanına durmak istersen
Her zaman diline sahip ol sahip
Kıldan ince kılıçtan da keskindir
Kendini bilmeyen zaten şaşkındır
Nefsine uyanlar burdan düşkündür
Aman ha beline sahip ol sahip
Selman da Ali’ye eyledi hizmet
Bu yolun sahibi Ali’den medet
SEFAYİ Pirim’den almışım himmet
Doğru tut yolunu sahip ol sahip
MUTLU GÖZLER
Çatlamış topraklar umutlu gözler
Harran sıcağında kavrulan yüzler
Her sene ekeriz firezi bizler
Tarla susuz toprak susuz çöl susuz
Attığımız tohum tarlada kaldı
Diş tırnak topladık emekler noldu
Dörtte üçünü de ağalar aldı
İnsan susuz hayvan susuz çöl susuz
Çoluk çocuk emek verdik olmadı
Dipsiz ambar ölçtük döktük dolmadı
Gelecek seneye gücüm kalmadı
Arı susuz çiçek susuz bal susuz
Toprağa karıştı bizim terimiz
Harran Ovası’nda Kısas köyümüz
Kurumuş dudaklar çatlak elimiz
SEFAYİ der yayla susuz köy susuz
PARAN OLMAZSA
Akıl ermez zamanenin işine
Bir selam vermezler paran olmazsa
Hasta düşsen kimse halini sormaz
Bir tas su vermezler paran olmazsa
Perişan halimi kimseler duymaz
Oğlun kızın bile yüzüne gülmez
Azrail elinden kurtuluş olmaz
Doktor elin vurmaz paran olmazsa
Kim siler SEFAYİ kara yazısın
Yoksulluk elinden çektim acısın
Hele görsen bir fakirin ölüsün
Mezarı kazılmaz paran olmazsa
alinti