Üyelik tarihi: Apr 2008
Nerden: GiraK10
Yaş: 11
Teşekkür & Tepki Teşekkür: 0
Tepki:0
Karizma REP Gücü : 8696727
REP Puanı : 173934064
İletişim
Reklam Alanı Bediüzzaman Said Nursi (1876-1960) Bediüzzaman Said Nursi, yüzyılımızın yetiştirdiği önde gelen İslam mütefekkirlerinden biridir. 1876′da Bitlis’in Hizan kazasına bağlı İsparit nahiyesinin Nurs köyünde dünyaya gelmiş, 23 Mart 1960′da Şanlıurfa’da Hakkın rahmetine kavuşmuştur.
Keskin zekası, harikulade hafızası ve üstün kabiliyetleriyle çok küçük yaşlardan itibaren dikkatleri üzerinde toplayan Said Nursi, normal şartlar altında yıllar süren klasik medrese eğitimini üç ay gibi kısa bir zamanda tamamlamıştır.Gençlik yıllarını alabildiğine haraketli bir tahsil hayatı ile değerlendirmiş; ilimdeki üstünlüğünü, devrinin ulemasıyla çeşitli zeminlerde yaptığı münazaralarda fiilen ispatlamıştır. Bu meziyetleriyle ilim çevresine kendisini kabul ettirerek, “Bediüzzaman” , yani “çağın eşsiz güzelliği” lakabı ile anılmaya başlamıştır.
Said Nursi medrese eğitimiyle dini ilimlerde kazandığı ihtisası, çeşitli fenlerde yaptığı tetkiklerle tamamlamış; bu arada devrinin gazetelerini takip ederek ülkedeki ve dünyadaki gelişmelerle ilgilenmiştir. Diğer taraftan, doğup büyüdüğü şark topraklarının sıkıntı ve problemlerini bizzat yaşayarak gören Said Nursi, en zaruri ihtiyacın eğitim olduğu kanaatine varmış; bunun için de şarkta din ve fen ilimlerinin birlikte okutulacağı bir üniversite kurulmasını temin için yardım istemek maksadıyla 1907′de İstanbul’a gelmiştir. İstanbul’da da ilim dünyasına kendisini kısa sürede kabul ettiren Bediüzzaman, çeşitli gazetelerde yazdığı makalelerle, o günlerde Osmanlıyı ve İstanbul’u çalkalayan hürriyet ve meşrûtiyet tartışmalarına katılmış; meşrûtiyete İslam namına sahip çıkmıştır. 1909′da patlak veren 31 Mart Olayında yatıştırıcı bir rol oynamış; buna rağmen, haksız ithamlarla Sıkıyönetim Mahkemesine çıkarılmış, ancak beraat etmiştir. Bu hadiseden sonra İstanbul’dan ayrılarak şarka geri dönmüştür.
Birinci Dünya Savaşının patlak verdiği günlerde Van’da bulunan Bediüzzaman, talebeleriyle birlikte gönüllü milis alayları teşkil ederek cepheye koşmuştur. Vatan müdafaasında çok büyük hizmeti geçmiş; savaşta bir çok talebesi şehit olmuş; kendisi de Bitlis müdafaası sırasında yaralanarak esir düşmüştür. Yaklaşık üç yıl Rusya’da esaret hayatı yaşadıktan sonra Varşova, Viyana ve Sofya yoluyla İstanbul’a dönmüştür.
İstanbul’da devlet ricalinin ve ilim çevrelerinin büyük teveccühüyle karşılanmış; Darü’l-Hikmeti’l İslamiye azalığına tayin edilmiştir. Bu devrede, resmi vazifesinden aldığı maaşla kendi kitaplarını bastıran ve bunları parasız dağıtan Bediüzzaman, İstanbul’un işgali sırasında neşrettiği Hutuvat-ı Sitte adlı broşürle büyük hizmet etmiş ve işgal kuvvetlerinin planlarını bozmuştur. Keza, işgalcilerin baskısı altında verilen ve Anadolu’daki kuva-yı milliye hareketini “isyan” olarak vasıflandıran şeyhülislam fetvasına karşı, mukabil bir fetva vererek milli kurtuluş hareketinin meşrûiyetini ilan etmiştir. Bu hizmetleri Anadolu’da kurulan Millet Meclisi’nin takdirini kazanmış ve Bediüzzaman bizzat Mustafa Kemal tarafından ısrarla Ankara’ya davet edilmiştir.
Bu mükerrer davetler neticesinde 1922 sonlarında Ankara’ya gelmiş ve Meclis’te resmi bir “hoşamedi” merasimiyle karşılanmıştır. Ankara’da kaldığı günlerde, yeni kurulan devlete hakim olan kadronun dine bakış tarzının menfi olduğunu görünce, on maddelik bir beyanname hazırlayarak Meclis azalarına dağıtmıştır. Bu beyannamede yeni inkılabın mimarlarını İslam şeairine sahip çıkmaya çağırmış; akabinde Mustafa Kemal’le bir kaç görüşmesi olmuştur. Kendisine şark umumi vaizliği, milletvekilliği ve Diyanet azalığı teklif edilmiş; ancak Bediüzzaman bu teklifleri kabul etmeyerek Van’a dönmüştür.
O sıralarda çıkan Şeyh Said hadisesiyle hiç bir ilgisi olmadığı, hatta hadise öncesinde kendisinden destek isteyen Şeyh Said’i bu niyetinden vazgeçirmeye çalıştığı halde, Bediüzzaman hadise sonrasında, Van’da ikamet ettiği uzlethanesinden alınarak Burdur’a, oradan da Isparta’nın Barla nahiyesine götürülmüştür. Burada “manevi cihad” hizmetini başlatmış, birbiri peşi sıra telif ettiği eserlerde iman esaslarını terennüm etmiştir. Bu eserler, imanını tehlikede hisseden halkın büyük teveccüh ve rağbetine mazhar olmuş; elden ele dolaşarak hızla yayılmıştır. O devrede elle yazılarak çoğaltılan eserlerin toplam tirajı 600.000′i bulmuştur. Başlattığı hizmetin halka mal olması, devrin idarecilerini rahatsız ettiğinden 1935′te Eskişehir, 1943′de Afyon, 1952′de de İstanbul mahkemelerine çıkarılmıştır. Bunlardan netice alınamamış, ancak Bediüzzaman yine rahat bırakılmamış; Kastamonu’da, Emirdağ’da, Isparta’da sıkı tarassud ve takip altında yaşamaya mecbur bırakılmıştır.
Ömrünün son günlerine kadar keyfi muamele ve eziyetlerden kurtulamayan Bediüzzaman, buna rağmen, iman hizmetini büyük bir kararlılıkla devam ettirmiş; o zor şartlar altında telif ettiği 6000 küsur sayfalık Risale-i Nur Külliyatı’nı tamamlamaya ve yaymaya muvaffak olmuştur. Kur’an’ı bu asrın idrakine uygun ve ikna edici bir üslupla izah ve ispat eden ve vehbi olarak kaleme alınan bu eserler, onun çileli hayatını en güzel meyvesidir.