Bu çalışmasından dolayı arkadaşım EMRAH UZUN' a teşekkür ederim...
KOMUTAN ATATÜRK
Ömrü savaş alanlarında geçen Mustafa Kemal’in komutanlık portresi, askeri liderlik açısından alınması gereken derslerle doludur. Giriştiği tüm muharebelerden galip ayrılan tarihteki nadir komutanlardan olan Mustafa Kemal’in aldığı kararlar, verdiği emirler ve uygulamadaki hüneri, O’nu bir dahi olarak tarih sahnesine çıkarmıştır.
Mustafa Kemal’in komutanlık anlayışında kişisel özelliklerinin ve çeşitli yönlerinin etkileri büyüktür. Öncelikle Mustafa Kemal çalışkan, berrak görüş ve anlayışa sahip, savaş hatipliği çok etkileyici olan bir komutandır. Çanakkale’de ilk çıkarma günü, Conkbayırı’nda dağınık bir şekilde geri çekilen erleri durduran büyüleyici konuşması, yine Conkbayırı Zaferi’nde 8nci Tümeni süngü hücumuna kaldırırken, uçurumları görememecesine kükreten söylevi, O’nu tarihin çok az kaydettiği savaş hatiplerinin başına koyar. Gerçekçi bir kişiliğe sahip olan Mustafa Kemal, boş hayaller peşinde koşmamış, orduları gereksiz maceralara sürüklememiştir. En belirgin özelliği insancıl ve insan ülkülü olmasıdır. Hasımları hakkında şöyle der:
“Ben onları bağışlarım. Çünkü kalbim vardır. Onlar beni bağışlamazlar, çünkü
kalpsizdirler.”
Muharebelerinde kendi milletinin bağrından kopup gelen vatan evlatlarını en iyi şekilde yönetmiş fakat hiçbir zaman şoven bir milliyetçi olmamıştır. Büyük İskender’le birbirlerine yakın yerlerde doğmuş olduklarını söyleyen Fransız büyükelçisi Charles de Chambrun’a:
“Benzeyiş orada kalır. İskender dünyayı fethetti, ben etmedim. O,bu fetihleri yaparken kendi yurdunu unuttu, bense hiçbir zaman unutmadım ve unutmayacağım”der. Mustafa Kemal aynı zamanda dinamik, bağımsızlık tutkunu, zeki, hazırcevap ve tarihine bağlı bir komutandır.
Mustafa Kemal’in komutanlık özelliklerinin en başında sevk ve idaredeki dehası gelir. Büyük komutanı, kesin sonuç yerinde her zaman birliğinin başında görürüz. Bu husus, bugün talimnamelerimizde (KKT 17–1) “bir komutan, askeri harekâtın sevk ve idaresine etki etmek için kritik noktalarda bulunmalıdır” şeklinde ifade edilmektedir. Öğretmenlik yönü çok kuvvetli olan Mustafa Kemal, kendi emellerini mahiyetine anlatıp onları sevk ve idare etmiştir. O’na göre insanlar ancak emelleri ve fikirleri teşhis ettirilerek yönetilebilir. Bu konuda subaylara şu mesajı vermektedir:
“Herhalde askerlerimizin ruhunu kazanmak bizim içim bir ödev olduğu gibi, önce onlarda bir ruh, bir emel, bir seciye yaratmak da Cenabı-Hak’tan ve Medine-i Münevver’de yatan Cenabı-ı Peygamberden sonra bize düşüyor.”
Bu ödevleriyle komutanlık, bir bütündür, yetki ve sorumlulukta ortaklık kabul etmeyen yaratıcı bir sanattır. O’na göre komutan hırslı olmalıdır. Ancak bu hırs ölçülü, mantıklı ve yüksek bir amaca hizmet edici ise faydalıdır. Kurmaylık sınavı sonuçları daha bildirilmeden okulunun kurmaylık sınıf işaretini yakasına takar. Sonraları bu olayı anlatınca kendisine sorulur:
“Ya kurmay olmasaydınız ne yapardınız?”
Verdiği yanıt şudur:
“ilk fırsatta askerlikten çıkar ve kendime yeni bir meslek arardım.” Atatürk’ün askerlik ile ilgili düşüncelerinin temelinde barışın sağlanması ve korunması vardır. Fakat bu yolda tek yönden yürünmesi yeterli değildir. Savaş halinde istilaya uğramış bir yurdun ulusu için 1922’deki düşüncesi şöyledir: “Memleketimizde bulunan düşmanları silah kuvvetiyle çıkarmadıkça ya da çıkarabilecek ulusal varlık ve gücü eylemli olarak göstermedikçe diplomasi alanında umuda kapılmak caiz değildir.” Topyekûn harp doktrininin tanımlamasını,30 Ağustos 1924’te Dumlupınar’da verdiği tarihsel söylevinde şöyle yapmıştır: “Savaş, savaşma ve sonucunda meydan savaşı; yalnız karşı karşıya gelen iki ordunun çarpışması değildir. Ulusun çarpışmasıdır. Meydan savaşı ulusların bütün varlıkları ile bilim ve teknik alanındaki düzeyleriyle, aktörleriyle; kısacası bütün tinsel güç ve erdemleriyle ve her türlü araçlarıyla çarpıştıkları bir sınav alanıdır.” Artık savaşın, yalnız silahlı kuvvetlerin yenilmesiyle kazanılması, ancak ulusça savaşa hazırlanmamış bir düşmana karşı mümkündür. Nitekim Atatürk’ün tasarladığı topyekûn harbe çok geçmeden yıldırım harbi adı verilmiştir. Afyonkarahisar batısından İzmir’e 400 kilometreyi 10 günde alan bir takip harekâtıyla taçlanan “Türk Kurtuluş Savaşı” motora dayanmayan bir yıldırım harbi değil midir? Muharebede bir yerde kuvvetli bulunmak için, birçok yerde zayıf olmak gerektiğinin bilincinde olan Mustafa Kemal, kuvvet tasarrufu düşüncesini 1915’te şu sözleriyle ifade eder: “Muharebede kuvvet çokluğundan ziyade, eldekinin hedefe uygun sevk ve idaresinin gerekli olduğu düşünülmelidir.” Silahlı kuvvetlerin görevi dolayısıyla saldırgan davranması gerektiğini şu şekilde açıklar: “Mademki düşmanın savaş hareketi sezilmektedir, savaş olasılığı vardır; savaşmak için orduluğumuzda beklemek olmaz. Onu uzaktan karşılamak en iyisidir. Düşman azsa yetişebilenlerimiz onu durdurur ya da püskürtür. Çok ise bütün savaşçılar yetişinceye dek onun hareketini ağırlaştırır ve gerekirse biraz geriye çekiliriz. Ama ileri gitmek, beklemekten iyidir. Hiçbir şey yapamazsak düşmanı görür, kuvvetini anlar, meraktan çıkarız.” Atatürk en öznel yargısını Türk ordusunun değerlendirmesinde yapar: “Türk ordusunun bir birliği, eşdeğerini kesinlikle yener; iki katını durdurur ve tespit eder.” Birey bakımından:”Bir Türk on düşmana bedeldir” der. Atatürk’ün komutanlığı ile ilgili diğer önemli bir husus ise harekât nevilerinin hemen hepsini icra etmiş olmasıdır. Trablusgarp’ta Gerilla Harbi, Çanakkale’de Kıyı ve Siper Savunması, Diyarbakır-Muş-Bitlis’te Dağ Harekâtı ve Şiddetli Soğuklarda Muharebe, Suriye ve Filistin’de Çöl Harekâtı, Kurtuluş Savaşı’nda Stratejik Savunma ve Stratejik Taarruz harekâtları icra eden Atatürk’ün askerlik hayatını okumak askerlik sanatını okumanın ta kendisidir. Askeri literatürün gelişmesine de önemli katkılarda bulunan Atatürk, Takımın Muharebe Talimi, Cumalı Ordugâhı, Bölüğün Muharebe Talimi ve Zabit ve Kumandan ile Hasbıhal adlı yapıtları kaleme almıştır. Ayrıca Suriye’de 5nci Ordu’da staj yaparken buradaki eski Türk eserlerinden yararlanarak Atış Eğitim Yönergesi yazmıştır. Ordunun kıymetini belirleyecek olan subaylar hakkındaki görüşlerinden en önemli ikisi ise; subayların hayat ve rahat kavramından uzak durmaları ve mahiyetindekilerin bileşkesinden daha âlim ve bilgili olmalarıdır. Çünkü bizim görevimizde ölüm vardır ve bu millet ne zaman yükselmişse Türk subayının omuzlarında yükselmiştir. Atatürk; okuduklarıyla, uyguladıklarıyla ve yazdıklarıyla tarihin yetiştirdiği en büyük komutandır. Ve o komutan Mekteb-i Harbiye’den mezun olmuştur.