
Üyelik tarihi: Jun 2008
--->: Tevhid ne demektir? Ayetlerle, insanın hükmeden değil, Allah'ın hükümlerinin uygulayıcısı olduğu (olması gerektiği) açıklanır. Kısacası Hüküm Allah'ındır ve insanlar O'nun hükümlerine uymak zorundadırlar. İnsanlar için başka bir hak veya yetki söz konusu değildir. Hüküm Allah'a ait olup, insanların böyle bir yetkiye sahip olmamalarının nedeni de yine ayetlerde ayrıntılı şekilde açıklanır. Allah yaratandır, yoktan var edendir, Alemlerin Rabb’idir, yerdekilerin ve göktekilerin mutlak sahibidir, O'nun her şeye gücü yeter, mutlak galiptir, hiçbir şeye muhtaç değildir, her işi yönetip kontrol eder, her şeyi bilir, bilgisi mutlaktır. O, başkasının hükmüne muhtaç ve uymak zorunda olmayacak kadar yüce ve her türlü eksiklikten münezzehtir. O halde tüm bu sıfatların en layıkıyla sahibi olan birisi, hükümde de tektir ve buna sahip olan sadece Allah'tır. Kur-an'da emr/hüküm konusuna açıklık getirildikten sonra insanın bunlar karşısındaki konumu da açıklanır. Böylelikle insanın yaratılış gayesi de açıklanmış olur: "Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım." (Zariyat 56) Kulluğun ise rasgele şeylere ve rasgele şekilde olamayacağı, belirli esaslara göre olması gerektiği açıklanır. Bütün bunlara bağlı olarak da konu özetlenir: "İnsan başıboş bırakılacağını mı sanıyor?" (Kıyamet 36) İmam Şafiî, ayette geçen başıboş (südâ) ifadesinin emir ve yasak anlamına geldiğini, dolayısıyla ayetin anlamının; "Emir ve nehy olunmayacağını mı zanneder?" olduğunu belirtir.
Bu noktada şöyle bir soru sorulabilir: Mekke müşrikleri niçin "La İlahe İllallah" çağrısı karşısında emr'den payları olup-olmadığı konusunu gündeme getirdiler? Çağrıldıkları ve kabul etmeleri istenen söz ile emr arasında ilgiyi nasıl kurdular? İşte, peygamberlerin Tevhid'i tebliğleri sırasında en önemli nokta burada açığa çıkar ve benzeri soruların cevabı, Tevhid hakikatinin bütün anlamıyla açığa çıkmasını sağlar niteliktedir. Şöyle ki; Rasulullah (sav)'in müşrikleri öncelikle inanıp, söylemeye çağırdığı söz Allah'ın varlığı ve varlık olarak birliği olmayıp tek ilah olduğu konusuydu. Yani "La İlahe İllallah". Rasulullah (sav) onlara öncelikle; "Allah'tan başka Yaratan yok" gibi bir sözü kabule değil, "Allah'tan başka İlah" olmadığını kabule çağırıyordu. Müşriklerin akıllarını başlarından alan, şaşkına çeviren, korkutan da bu "İlah" konusuydu. Ve bütün problem buradan kaynaklanıyordu. Zaten ayetlerle de Mekke müşriklerinin Allah'la ilgili inançlarındaki yanlışlar tashih edilerek, Allah'ın tek ilah olduğu açıklanır. Yoksa onlara hiç haberleri-bilgileri olmadığı bir Allah inancından bahsedilmez. Böylece anlaşılmaktadır ki, "La İlahe İllallah"tan; Allah'tan başka yaratan yok anlamının veya Allah'tan başka ilah yok anlamının çıkarılması birbirinden oldukça farklı boyutlarda şeyler ifade eder. İkisinin arasında büyük fark vardır. Bu nedenledir ki birincisini müşrikler büyük oranda kabul ediyor, hatta bu biçimde kabul edenlere de (Haniflere) tepki göstermiyorlardı. Ancak ilahın sadece Allah olduğu ve bu nedenle O’ndan başka ilah olmadığı esasına gelince o zaman durum değişiyordu. Çünkü ilah konusu, en azından müşrikleri şaşkına çevirecek kadar çok şeyler ifade ediyordu. |