Tekil Mesaj gösterimi
Alt 07-26-2008, 16:23   #4 (permalink)
tahsinkaya33
Moderator
 
tahsinkaya33 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
tahsinkaya33
Kullanıcı No: 157926
Konu Sayısı: 54
Mesaj Sayısı: 1,208
Üyelik tarihi: Jun 2008
Teşekkür & Tepki Teşekkür: 3
Tepki:0
Karizma
REP Gücü : 834692
REP Puanı : 16693561
REP Seviyesi : tahsinkaya33 has a reputation beyond reputetahsinkaya33 has a reputation beyond reputetahsinkaya33 has a reputation beyond reputetahsinkaya33 has a reputation beyond reputetahsinkaya33 has a reputation beyond reputetahsinkaya33 has a reputation beyond reputetahsinkaya33 has a reputation beyond reputetahsinkaya33 has a reputation beyond reputetahsinkaya33 has a reputation beyond reputetahsinkaya33 has a reputation beyond reputetahsinkaya33 has a reputation beyond repute
İletişim
Reklam Alanı
Standart --->: Tevhid ne demektir?

Bilinmektedir ki, isimleri Hanif olan ve gelenek ölçülerini kabul etmeyen,
daha da önemlisi,
Rasulullah (sav)'in tebliğ ettiği Allah inancına çok yakın inanca sahip olanlar Mekke'de mevcuttu ve onlar hiçbir tepki ile karşılaşmıyorlardı.
Bunlardan Zeyd ibn Amr bin Nufeyl, Hıristiyanları tanıdığında; "Bizim milletimizin şirki ile bunların şirki arasında herhangi bir fark yoktur" veya "Ey Rabb! Sen şahidim ol, ben İbrahim'in dinine bağlıyım" diyecek kadar akla dayalı bir Tevhid inancına sahip olan ve Mekke müşriklerinin geleneksel birçok uygulamalarına karşı çıkan birisi idi.
Varaka bin Nevfel,
Sırma bin Enes,
Amr bin Abese,
Adiyy,
Ümeyye bin Ebi's-Salt ise diğer Haniflerden bazıları idi.
Ve onlar Mekke toplumunda hakim olan şirke bulaşmadan, şirke karşı çıkarak yaşantılarını devam ettiriyorlardı.
Açıkçası, Haniflerin statükoyu reddetmelerinin bir tepkiye neden olmaması, buna karşılık
Rasulullah (sav)'in tepki görmesi, bir çifte standart olarak görünmektedir.
Haniflerle ilgili bilgiler şunu gösteriyor ki;
Mekke müşriklerinin Rasulullah (sav)'e tepkilerinin nedeni,
geleneklerinin aşağılandığı konusu olamaz. Bunların dışında acaba Rasulullah (sav)'e karşı güven duymadıkları, davasını devam ettirmesi durumunda, hakimiyeti ele geçirmesinden ve böylelikle bir despot, zalim olmasından korkuyor olmaları ve önceki gerekçelerini de buna bağlı olarak ifade ettikleri düşünülebilir mi?
Olabilir ancak bu, onların dahi ifade etmek gereği duymadıkları bir durumdur. Zira onların, Rasulullah (sav)'e "Emin" sıfatıyla anacak kadar güvendikleri, onun dürüstlük ve doğruluğundan hiç şüphe duymadıkları, hakkında olumsuz kanaatlere sahip olmadıkları gayet açık olarak bilinmektedir.
Onlar; "Senin yalan söylediğine hiç şahit olmadık" diyerek Rasulullah (sav)'e olan güvenlerini her fırsatta tekrarlamışlardır.
Bundan dolayıdır ki; yabancıların onunla görüşmesini engellemek için neler yapabileceklerini düşünüp, tartıştıkları zaman dahi, onun hakkında yalancı olduğu veya kötü niyetler taşıdığı vs. iddialarını dile getirememişlerdir. Üstelik onların Rasulullah (sav)'in hakimiyeti (yönetimi) ele geçirmesi gibi bir kuşku ve korkuları da söz konusu değildi.
Eğer öyle olsaydı, bizzat kendileri sadece birkaç taraftarı bulunan Rasulullah (sav)'e krallık, zenginlik tekliflerini tekrarlayıp durmazlardı.
Şu tekliflerde olduğu gibi:
"Eğer bu davayı mal elde etmek kaygısıyla ortaya attınsa,
sana mal verelim, en zenginimiz ol.
Şeref ve mevki istiyorsan kral yapalım.
Sana gelen bu şeyi cin getiriyorsa ve onun sana galip geldiğine inanıyorsan seni iyileştirmek, sağlığına kavuşturmak, tedavi ettirmek için bütün malımızı sarf ederiz."
tahsinkaya33 Çevrimdışı
İP: 88.229.45.101  
Alıntı ile Cevapla